15/12/2017

7 HAZİRAN’DA TEKÇİ ZİHNİYET KAYBEDECEK VE İÇ SAVAŞ DURDURULACAKTIR

Dilin kemiği yok ya, konuştukça konuşuyor.

 

 

 

 

 

 

M.KARASU


 Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Çanakkale kutlamalarından bir gün önce yaptığı konuşma ile ne kadar bukalemun, ikiyüzlü, yalancı ve pişkin olduğunu ortaya koymuştur.

IŞİD’e terörist diyor, İslam’la alakası olmadığını söylüyor; Ermenilere zulüm ve soykırım yapılmadığını, bin yıl birlikte yaşanılan halkı neden bir günde yok edelim demagojisini yapıyor. Dilin kemiği yok ya, konuştukça konuşuyor. Gerçekleri tersyüz etmek, toplumu aldatmak için yalan söylüyor, cümleleri arka arkaya sıralıyor. Bir de “Bir insanın ölümü tüm insanlığın ölümüdür” diyerek kendisini karınca ezmez gösteriyor. Bunu hem de dünyada insan hakları sıralamasında sonlarda olan, keyfi öldürmelerde katillerin cezalandırılmamasında ilk sırada olan Türkiye'nin Başbakan’ı ve Cumhurbaşkanı söylüyor.

IŞİD’i yakın zamana kadar besleyen ve destekleyen bir ülke olduğunu tüm dünya biliyor. Herkes Türkiye'nin bu çeteyi desteklediğini biliyor. Ama o inkar ediyor. Binlerce IŞİD’li Türkiye'ye gelip Suriye’ye geçiyor; hem de düz ovadaki sınırlarda! Bu sınırı geçenlerin yüzde doksanı Türkiye'yi tanımayanlar, bilmeyenlerdir. Bunların bu sınırı bu kadar kolay geçmesi, devletin desteği ya da görmezlikten gelme olmadan gerçekleşemez. Türkiye IŞİD'i destekledi mi, desteklemedi mi sorusunu sormak bile abesle iştigaldir. Çünkü Türkiye'nin desteklediği açık ve nettir. Ancak IŞİD’e verdiği destekle arzuladığı hedefe ulaşamayınca, hatta bu destek ters tepince şimdi IŞİD’in İslam’la alakası yok diyor. Önceleri bu düzeyde IŞİD’i eleştirmiyordu; sadece sıkışınca “Hiçbir terör eylemi İslam’la yan yana getirilemez” diyordu. Ama katliam yapan, kafa kesen bir çeteyi destekliyordu. Bunu tabii açık yapmıyordu; bizzat MİT bu ilişki için görevlendirilmişti.

Bir insanın ölümü tüm insanlığın ölümüdür diyen Tayyip Erdoğan’ın, 2006 yılında Amed’te serhıldan gerçekleştiğinde “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız” dediğini, bunu emir gören asker ve polisin çoğu çocuk 20 insanı bir iki gün içinde katlettiğini biliyoruz. Roboski’de çoğu çocuk 34 genç insan katledildiğinde Genelkurmay Başkanını kutlayan Tayyip Erdoğan olmuştur. Libya savaşına katılmadan bir hafta önce “NATO’nun Libya’da ne işi var” diyen Tayyip Erdoğan, bir hafta sonra İzmir’i Libya’ya saldırının üslerinden biri haline getirmiş, on binlerce insanın ölümüne suç ortaklığı yapmıştır. Yıllarca dostum dedikleri Kaddafi vahşice öldürüldüğünde neredeyse zil takıp oynadılar. ABD'nin kısa sürede rejimi yıkacağını düşünerek Suriye iç savaşında yüz binlerce insanın ölümüne ortak olması, insan yaşamına nasıl değer verdiğini göstermektedir. Her gün Suriye sınırını geçen Kürtleri katleden bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın  “Bir insanın ölümü tüm insanlığın ölümüdür” demesi tarihin en büyük pişkinliğidir. Ağrı’da seçim kazanmak için askerlerin ölümüyle sonuçlanacak bir provokasyon yaptırılması, AKP Hükümetinin insan yaşamına ne kadar değer verdiğini gözler önüne sermiştir.

AKP döneminde birçok demokratik eylemde yurtsever insan katledilmiştir. Kürdistan'da neredeyse her mitingde bir iki insan katledilmiştir ya da ağır yaralanmıştır. Polisin gaz bombalarıyla birçok kişi öldürüldüğü gibi, Kürdistan sokakları, caddeleri, mahalleleri Hitler’in gaz odaları haline getirilmiştir. Tayyip Erdoğan döneminde katledilen yüzlerce insanın hiçbirinin faili cezalandırılmamıştır. Polisin teröre karşı mücadelesinde cesareti kırılmasın diye katillerin tümü korunmuştur. İşte bu zihniyet, “Bir insanın ölümü tüm insanlığın ölümüdür” diyerek demagoji yapmaktadır. İslam inancında var olan vicdan ve ahlakı kendinde de varmış gibi toplumu aldatmaya çalışmaktadır.

Ermeni soykırımı konusunda da görülmedik demagoji yapılmıştır. 1915 yılında I. Dünya Savaşı vardı diyerek soykırım meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.  Yahudi soykırımının da II. Dünya Savaşında olması bu soykırımı meşrulaştırmadığı gibi, I. Dünya Savaşında Ermeni soykırımının gerçekleştirilmesini de meşrulaştıramaz. Her soykırım yapanlar, katliam yapanlar bir gerekçe bulmuştur. Türkiye de “Savaş ortamıydı, güvenliği sağlamak için tehcir edilmişlerdir” gerekçesini ileri sürüyor. Halbuki sürülen Ermeniler işinde gücünde, mahallesinde, köyünde yaşayan insanlardır. Eğer bazı Ermenilerin mevcut yönetime muhalefet etmesi soykırıma gerekçe yapılacaksa, dünyada tüm farklı toplulukların yok edilmesi gerekirdi. Kaldı ki Ermeni halkının Osmanlı’yı tehdit ettiği de doğru değildir. Bu gerekçeler sadece soykırımı normalleştirmek için ileri sürülmektedir.

Tayyip Erdoğan, bin yıl birlikte yaşadık, niye 1915’te bir günde soykırım yapılsın diyor. Çünkü önceki yüzyıllarda ulus-devlet anlayışı yoktur. I. Dünya Savaşında yönetimde olanlar ulus-devlet zihniyetine sahiptir. Ulus-devlet yaratmak için Ermenileri soykırıma uğratmışlardır. Tayyip, “neden yapılsın” sorusunun cevabını burada aramalıdır. Ancak Erdoğan bunu ne anlar ne de itiraf eder. Çünkü kendisi de ulus-devlet zihniyetindedir. Ermeni soykırımını yapanlar gibi Tayyip Erdoğan da tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet demektedir. Bin yıllık birlik bu zihniyetle bozulmuştur. Ermenileri yok ederek Anadolu’da Hıristiyan ve Ermeni bırakılmak istenmemiştir. Ulus-devlet fitnesi Osmanlı’ya girince diğer halklar yok edilmiştir. Bir gecede birileri gidip Ermenileri öldürelim dememiştir. Ulus-devlet zihniyeti benimsenince Ermenileri yok etme kararı alınmıştır. Osmanlı’nın son on yıllarda sürekli toprak kaybetmesi de söz konusu olunca Türk ve Kürtlerle iç içe yaşayan Ermeniler soykırıma uğratılarak Türkiye sınırları içinde bir arındırma yapılmıştır. Bu tehcir ve katliamlar savaşın getirdiği sonuçlar değildir; savaş sadece gerekçe yapılmıştır. Esas neden, tek millet yaratmak, ulus-devlet haline gelmektedir. Osmanlı’da önceleri böyle şeyler yoktu demek doğrudur; ama o zaman ulus-devlet anlayışı yoktu; sadece Osmanlı yönetiminin egemenliğini kabul etmek yeterli görülüyordu.

Ulus-devlet yaratmak için önce Ermenileri yok edildi, sonra Rumlar ve Yahudiler Türkiye'den sürüldü. Zaten öyle bir siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik yaşam düzeni kuruldu ki, kalanlar da binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan göç etmek zorunda kaldılar. Kürtler de yüzyıldır aynı soykırım politikasına maruz kalmaktadır. Ulus-devlet soykırım demektir. Türkiye'de sadece Kürtler değil, Çerkezler de yok edilme sürecine alınmıştır. Hatta Çerkezler Türkleştirilmiştir. Bu politikalar ve uygulamalar netken, biz soykırım yapmadık, zulüm yapmadık demek sadece insanları güldürür? Türkiye'de hangi kimlik kendi dili, kültürü ve kimliğiyle yaşamıştır? Hangi kimlik öz yönetime sahiptir? Hangi inanç kendini öteki görmeden inancını özgürce yaşamaktadır? Bırakalım farklı etnik kimliklere özgürlük tanınması, İslam’ın bir mezhebi olan Şafiilik bile ötekileştirilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam’ın Sünni mezhebini hakim kılması için çalışan bir örgütlenmedir.

Türkiye'de olaylara, olgulara, tarihe doğru bir yaklaşım göstermek için Erdoğan’ın tek tek tek tekerlemesinin, yani ulus-devlet zihniyetinin bırakılması gerekir. Ulus-devlet zihniyetinde olan bir kafa özgür olmadığı gibi, hiçbir kafanın da özgürlüğünü istemez.

Erdoğan I. Dünya Savaşının sonuçlarından şikayet ediyor. Doğrudur I. Dünya Savaşıyla Araplar kırk parçaya bölünmüştür. Yine ulus-devlet fitnesi Ortadoğu'ya sokulmuştur. Türk ulus-devlet anlayışı da I. Dünya Savaşı sonrası hakim kılınmıştır. Aslında İngiltere Türk devletine Kürtleri yok ederek ulus-devlet kurma karşılığında Musul ve Kerkük’ü kendi egemenliğinde tutmuştur. Yani Türk ulus-devlet zihniyeti ve pratiği de kapitalist modernitenin temsilcisi İngiliz yapımıdır.

Erdoğan I. Dünya Savaşı döneminden rahatsızsa ilk önce ulus-devlet zihniyetini bırakmalıdır. Bu zihniyeti bırakmadan I. Dünya Savaşının yarattığı düzenden şikayet etmesi samimi görülemez. I.  Dünya Savaşının diğer sonuçlarını reddediyor, ama Kürtler üzerinde ulus-devlet politikasını ısrarla sürdürüyor.

Erdoğan “Biz mazlumun kimliğine bakmadık” demagojisini de yapıyor. Ama her gün Türklükten söz ediyor. Suriye’de Türkmenlere sahip çıkıyor, ama Rojava’da Kobanê’nin düşmesi için her türlü kirli yönteme başvuruyor. Tayyip yalan söylüyor; mazlumun kimliğine de bakıyor. Sadece etnik kimliğe de değil, inanç kimliğine de bakıyor. Öyle ki, Telaffer Türkmenleri Şii olduğu için onlara sahiplenmedi. Onlar için IŞİD’e hiçbir söz söyleyemedi. Onun için AKP, Tayyip her bakımdan şovenisttir. AKP ve Türk devleti için tek kimlik hem Türk, hem de Sünni olmaktır. Bunun dışındakiler kesinlikle ötekidir.

Suriye’deki Arapları da siyasi nedenlerle Türkiye'ye çekti; yoksa onlara insani yardım yapmak için değil. Türkiye'ye gelen Suriyelileri gerekçe yaparak Suriye'ye yapacağı müdahaleyi meşrulaştırmak istiyordu. Zaten sürekli şu kadar Suriyeliyi aldık, bakıyoruz, diyerek Suriye’deki iç savaşa müdahalesini de gerekçelendiriyordu. Ancak bu konuda da istediği sonucu alamamıştır. Bu nedenle Suriyeli sığınmacılara sahip çıkmamış, onlara köle gibi çalıştırılacak bedava işgücü olarak bakmıştır. Bunlar için harcadığının on katını ise sömürüyle kazanmıştır. Neredeyse Türkiye'nin ekonomisini ayakta tutan köle işçiler haline getirmiştir. Eskiden Kürt ucuz işgücüyle ekonomisini ayakta tutan AKP Hükümeti, şimdi bedava işgücü olan Suriyeli Arap kölelerle ekonomisini ayakta tutmaktadır. Bu nedenle Suriyelilere şu kadar para harcadık sözü de tamamen demagojidir. Bu köle çalıştırma gerçeğinin üstünü örtmek için sürekli bunu dile getirmektedir.

Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti her fırsatta diğer ülkelere siz kendi tarihinize bakın diyor. Doğrudur, ulus-devlete bulaşmış hiçbir ülke temiz değildir, temiz kalamaz. Almanya Yahudileri soykırıma uğratmış, ABD yerlileri. Rusya tarihinde de, başka ülkelerin tarihinde de katliamlar, zulümler vardır; ama tüm bu ülkelerde sorgulama yapılmıştır, itiraflar yapılmıştır. Türkiye'nin Ermeni soykırımına gösterdiği inkarcılık ise sürdürülmektedir. Tüm bu ülkeler kirli işler yapmış olsalar da bunları kabul etmişlerdir. İtiraf ve kabul etmek kirlerinden temizlenme çabasıdır. Türkiye'de olmayan budur. Bu nedenle Tayyip’in dediği gibi “biz onlardan temiziz” sözü de demagoji ve yalandır. Şu anda en kirli olan devlet Türkiye’dir. AKP daha açık seçik olan Roboski katliamının hesabını vermemiştir; bu katliamın sorumluları yargılanmamıştır.

Aslında son zamanlarda AKP'nin maskesi iyice düşmüştür. Otoriter ve ulus-devletçi zihniyete sahip oldukları netleşmiştir. Önceki iktidar zihniyetlerinden farklı olmadığı açığa çıkmıştır. 2007 Mayıs’ında Tayyip Erdoğan Yaşar Büyükanıt görüşmesi sonucu iktidarcı devletçi İslam’ın sistem içine alınmasıyla birlikte AKP soykırımcı tekçi zihniyetin yeni sahibi olmuştur. Hem de “Türkiye'nin esas sahibi biziz, Türkiye'yi en iyi biz yönetiriz” iddiasıyla! Devletçi iktidarcı İslam’ın sistemden dışlandığı dönem ve politika son bulunca iktidarcı Emevi İslam’ı soykırımcı tekçi devletin yeni hegemon gücü olmuştur. Şimdiye kadar Türkiye Kemalistler, asker-sivil bürokrasinin hakim olduğu bir ülkeydi; yeni hegemon biz olacağız, demişlerdir. Ahmet Davutoğlu’nun “Halklar yok, millet var” diyerek tekçiliği savunması, AKP'nin zihniyetinin ne olduğunun yalın ifadesidir.

Ahmet Davutoğlu, Kürt siyasi hareketinin ve Türkiye'deki demokrasi güçlerinin çatı partisi olan HDP'ye çete diyerek Kürtlere ve sola nasıl yaklaştığını ve nasıl yaklaşacağını ortaya koymaktadır. 1924 anayasasıyla diğer halklar, sosyalistler ve İslamcılar sistemin düşmanları ilan edilmişlerdir. İktidarcı devletçi Muaviye İslam’ı asker-sivil bürokrasiyle uzlaşıp Kürtlere, sosyalistlere ve diğer halklara karşı olma temelinde sistem içine alınınca Kürtleri, solcuları, demokrat Müslümanları ve tüm farklı kimlikleri çete ilan etmiştir. Çete ilan edilenler de ezilmesi gerekenler olduğuna göre, AKP kendi dışında herkesi ezme politikasıyla geçmiş iktidarlara rahmet okutur hale gelmiştir.

7 Haziran’da bu zihniyete dur denilmezse Türkiye'yi büyük tehlikeler beklemektedir. Ahmet Davutoğlu, şimdiden iç savaşı başlatmıştır. Seçimden sonra bu iç savaşı pratikleştirecekler. Bu nedenle 7 Haziran’da HDP'nin seçim başarısı aynı zamanda iç savaşı durdurma başarısı olacaktır.

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 2

Tufan hikayesi, son buzul döneminin etkisinde olan bir hikâyedir, iktidarın beğenmediklerinin üstüne tufan gibi gitme bilinci var ve ...

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 1

Urfa, Harran, Kudüs, Mekke, gibi yerler peygamberlik merkezleri olarak bilinir. Buralar farklı arayışların, yani etnisitenin ölmediği

9 Ocak Paris Katliamı ve TC-Fransa ittifakı

Paris katliamı kadınlarda, gençlikte bir bütün Kürt halkında öfke yarattı. Gösterilen mücadele tavrı, kırılma değil

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]