27/05/2017

BEKLEMEK ÖLÜMDÜR

Gelinen süreç Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde Erdoğan ve AKP iktidarı tarafından bütün kartların oynandığı, ya demokratikleşme ve çözüm ya da savaş dışında bir yolun kalmadığını ortaya koymaktadır.

 

 

 

Düzgün Kaya

 

5 Nisan 2015 tarihinden bu yana Kürdistan Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşme yapılamamaktadır. Bu tarihten itibaren ne ailesi ne de heyetler üzerinden herhangi bir görüşme olmamıştır. Zaten 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana da avukatları ile de görüşmesine izin verilmemektedir.

Erdoğan ve AKP iktidarının kendi çıkarları için her şeyi yapabilecekleri iktidarları süresince yürüttükleri politikalardan fazlasıyla açığa çıkmıştır. Muaviye ve Yezid zihniyetinin günümüzdeki temsilcileri ve uygulayıcıları oldukları her boyutuyla anlaşılmıştır. Önder Apo’ya yönelik yürüttükleri politikalar da bundan bağımsız değildir. İmralı sisteminin kendisi zaten öldürme ve teslim alma üzerine inşa edilmiştir. Önder Apo günümüze kadar bu sisteme karşı bir direniş içindedir. Bununla birlikte Erdoğan ve AKP iktidarı tarafından Önder Apo’ya yönelik değişik zamanlarda çeşitli yol ve yöntemler uygulanarak öldürme ve teslim alma girişimleri oldu. İmralı sistemi içinde zehirlenmek istendi. Hücreye alma, saçlarını kazıma, yemek üzerinden kısıtlamalara gitme gibi değişik baskı ve yıldırma yöntemleri kullanılarak Önder Apo’yu teslim almayı amaçladılar.

İmralı sisteminin kendisi ve yürütülen politikalar bizim dile getirmemizle anlaşılabilecek şeyler değildir. Onu ancak yaşayanlar bilebilir. Önder Apo da İmralı’da yürütülen politikaları bir bütünen dile getirmiş değildir. Erdoğan ve AKP iktidarı bu öldürme ve teslim alma yöntemlerinden sonuç alamayınca bu sefer de Önder Apo’yu kendi politikaları doğrultusunda kullanmaya çalışmıştır. Devletin belli güç odaklarını ve orduyu ele geçirmede kendilerince Önder Apo’yu kullanmak istemişlerdir. Önder Apo da devleti ve AKP’yi Türkiye halklarının özgürlüğü temelinde çözüme çekmeye çalışmıştır. Önder Apo’nun devlet ve AKP ile yürüttüğü politikaları yeterince ve zamanında anlayamayan ve buna göre yaklaşım geliştiremeyen PKK de aktif ve etkili mücadele yürütmede zayıf kalmıştır.

Bu süreçte yürütülen çözüm süreçlerinin hepsini Erdoğan ve AKP, devleti ele geçirme ve PKK’yi pasif ve etkisiz kılma üzerinden geliştirmiştir. İşi bittiği zaman kendisince bir bahane bularak süreci bitirmekten, masayı devirmekten çekinmemiştir. Kürt sorunu gibi ağır bir sorunu zamana yayarak, oyalayarak, seçim malzemesi haline getirerek ucuz siyasi yaklaşımlar göstermiştir. Bu süreçler de gösteriyor ki Erdoğan ve AKP’nin Kürt sorununu çözme gibi bir anlayışları hiçbir zaman olmamıştır.  Eğer Önder Apo’yla görüşmüşlerse sadece kendi iktidar çıkarları için kullanmak istemelerinden dolayıdır. Yoksa bunların Kürt sorununun çözümü konusundan herhangi bir samimiyet ve iyi niyet yaklaşımları olmamıştır. Tüccar zihniyetinin yalancılığı, alavere dalavereciliği, kurnazlığı ve hiçbir haysiyet ve onur taşımayan bukalemunluğuyla Kürt sorununa yaklaşmışlardır.

2013 yılında MİT müsteşarı Hakan Fidan üzerinden Erdoğan ve AKP’ye yönelik yapılan müdahale ve devletin Cemaat tarafından ele geçirilmesine karşı, Önder Apo Türkiye halklarının özgürlüğü ve geleceği için Mart ayında Newroz’la birlikte yeni bir çözüm sürecinin başladığını kamuoyuna ilan etti. Bu süreçle bağlantılı Önder Apo ve PKK sürecin gereklerini yerine getirmiş olmasına rağmen, Erdoğan ve AKP bu sürecin gereklerini yerine getirmemiş ve baştan beri uygulanan bilindik politikalardaki ısrarını devam ettirmiştir.

 Eğer süreç Nisan 2015 tarihine kadar devam etmişse bu Önder Apo’nun yürüttüğü politikalarla bağlantılıdır. Önder Apo’nun yürüttüğü politika zenginliği ve geliştirdiği hamleler Erdoğan ve AKP iktidarının gerçek yüzünü bütün yönleriyle ortaya çıkarmıştır. En son, müzakerenin başlaması için Dolmabahçe’de heyetler arasında gerçekleşen görüşme ve üzerinde uzlaşılan konular karşısında; Erdoğan’ın yaklaşımı, Nisan’dan beri sürecin yine Erdoğan ve AKP iktidarı tarafından bitirilmesini beraberinde getirmiştir.

7 Haziran seçimleri öncesinde kendilerince Dolmabahçe görüşmeleriyle elde edecekleri kazanımlarla her seçimde olduğu gibi çözüm süreci üzerinden seçim yatırımı yapacaklarını hesaplıyorlardı. Ancak bu sefer hükümet heyetiyle İmralı heyetinin kamuoyu önünde görüşmeleri, ilk defa hükümeti resmi olarak ve kamuoyu önünde sorumluluk altına koyuyordu. O güne kadar yapılan tüm görüşmeler MİT üzerinden yapılıyordu ve çok fazla resmi bir dayanağı yoktu. Bu yüzden Dolmabahçe görüşmeleri tarihi öneme sahip olmuştur. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgürlüklerin genişletilmesi konuları üzerinde uzlaşılması ve hükümetin bu konuda sorumluluk altına girmesi, AKP’nin bu görüşmeyle amaçladığının tersi bir sürecin gelişmesini beraberinde getirmiş oldu. Bundan dolayı Erdoğan, “benim bu görüşmelerden haberim yok, bilgim yok” diyerek Dolmabahçe görüşmesini yok saymıştır. Daha sonrasında “Kürt sorunu yoktur, çözüm süreci yoktur, izleme heyeti olamaz, masa yoktur” gibi açıklamalar yaparak Kürt sorununun çözümünden ne anladığını ortaya koymuştur.

 Erdoğan ve AKP iktidarı Önder Apo’yu fiziki olarak imha etmek istedi, ancak bunu başaramadı. Önder Apo’yu teslim almak istedi, ancak bunda da başarılı olamadı. Önder Apo’yu kendi iktidar çıkarları için kullanmak istedi, ancak bundan da sonuç alamadı. Gelinen süreç gösterdi ki kullanmak isterken kendisi kullanılır duruma düştüğü hissine kapıldılar. Önder Apo Erdoğan’ı, AKP hükümetini ve kamuoyunu, Türkiye halklarının demokrasi, barış ve özgürlük amaçları için hazırlamaya çalıştı ve 7 Haziran seçim sonuçlarıyla da bu konuda önemli başarı elde edildiğini bütün Dünya’ya gösterdi. Gelinen süreç Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde Erdoğan ve AKP iktidarı tarafından bütün kartların oynandığı, ya demokratikleşme ve çözüm ya da savaş dışında bir yolun kalmadığını ortaya koymaktadır.

7 Haziran seçim sonuçları sonrasında Önder Apo’yla yapılacak görüşmelerin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü dışında ve belli kararlara bağlanmış pratik uygulamalar dışında bir içeriği kalmamıştır. 5 Nisan’dan bu yana Önder Apo’ya yönelik geliştirilen yaklaşım ve 7 Haziran seçimlerinden sonra da bu yaklaşımın devam etmesi,  AKP’nin 30 Ekim 2014’teki Milli Güvenlik kararlarında ısrarlı olduğunu ve kararını savaştan yana yapmış olduğunu göstermektedir. Seçim süreci boyunca ve sonrasında yürütülen politikalar ve geliştirilen saldırılar Erdoğan’ın ve AKP’nin böyle bir kararlılık içinde olduğunu göstermektedir. Yaşanan bu süreçlerden sonra Türkiye’nin bütün halklarının Erdoğan gerçeğini iyi tanıması gerekmektedir.

Erdoğan karşı İslam çizgisinde yürüyen bir halk düşmanıdır. Erdoğan demokrasi, özgürlük, barış ve sosyalizm düşmanıdır. Erdoğan özgür kadın ve özgür insan düşmanıdır.  Erdoğan Kürt düşmanıdır.  Erdoğan eli binlerce masum insanın kanında olan bir faşisttir.

Erdoğan ve AKP iktidarının, PKK’yi ve Ortadoğu’da gelişen Kürt özgürlük mücadelesini ve Kürtlerin kazanımlarını tasfiye etmekten başka bir amacı yoktur. Demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi önündeki temel engel Erdoğan ve AKP iktidarıdır. Ellerindeki bütün imkânlarıyla Türkiye’nin demokrasi ve özgürlük güçlerine karşı savaş halindedirler. Önder Apo’ya yönelik yaklaşımlarıyla da zaten bunu açıkça ortaya koyuyorlar.

Bu zihniyet ve uygulamalar karşısında izleyici olmak, beklentili ruh hali içinde kalmak büyük bir gaflet durumu içinde olmayı ifade eder. Bundan dolayı böyle bir gaflet durumu içindeysek her şeyden önce bundan çıkmak gerekir. Her alanda örgütlülük durumumuzu daha fazla güçlendirmeliyiz. Bütün çalışmalarımızı ve eylemlerimizi Önder Apo’nun özgürlüğü ekseninde geliştirmeliyiz. Erdoğan ve AKP iktidarının Önder Apo’ya yönelik imha konseptini, yılların yaratmış olduğu “normal gören” ve “kanıksayan” ruh halinden çıkmalıyız.

17 yıldır esaret altında bulunan Önder Apo’nun bu durumunun artık hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini gösteren bir pratik mücadele içine girmemiz gerekmektedir. Mücadele etmekten ve başarmaktan başka bir alternatif kalmamıştır. Ve başarının gerçek ölçüsü İmralı duvarlarının yıkılarak Önder Apo’nun özgürleşmesidir. İçinden geçtiğimiz süreçte bunun dışında hiçbir ölçü başarı ölçüsü olamaz. İmkânlarımız her zamankinden daha fazladır. Başarmak için her zamankinden daha fazla tecrübeye, halkların güvenine ve örgütlülüğe sahibiz. Bu imkânları yerinde ve zamanında doğru bir biçimde kullanırsak yapamayacağımız hiçbir şey yoktur. PKK’nin mücadele tarihi bu konuda yaratımlarıyla kendisini ispatlamıştır. Daha fazlasını yaratamamışsak sorunları kendimizde aramamız gerekir. Daha fazlasını yaratabilecek imkânlara da sahibiz.

Kürdistan’ın her sokağını, mahallesini, köyünü, kentini ayağa kaldırarak Erdoğan ve AKP iktidarını, onun faşizan politikalarını kabul etmediğimizi eylemlerimizle ortaya koymalıyız. Türkiye’nin her yerinde ve Kürtlerin yaşadıkları her yerde kitlesel etkili eylemler gerçekleştirmeliyiz. Önder Apo şahsında insanlık değerlerine dayatılan imha ve işkence siyasetine karşı bütün benliğimizle ve ruhumuzla mücadele ederek dur demeliyiz. Beklemeden, izlemeden mücadele, mücadele, mücadele demeliyiz ve mücadele etmeliyiz.  

Tarih nedir?

Bu bakımdan tarih bilimini sadece kronolojik bilgiler olarak değil, tersine, o bilgilerin yaşam ve mücadelede anlam ifade edecek, ön aydınlatacak, yol gösterecek şekilde işlenmesi, yorumlanması, muhakemeden geçirilmesi...

PKK PAZARLIĞI VE DEMOKRATİK ÇÖZÜM

Hatta söz konusu pazarlık “Teröre karşı mücadele” adıyla yapılmaktadır ki, bazıları bunu çok doğal olarak görebilir. Ancak gerçeklerin böyle olmadığını, “Terörizm” denenin özgür Kürtlük olduğunu ve Kürt özgürlüğünün yok edilmesi..

Birleşik Devrimin Öncüsü Olarak KBDH

KBDH için, yaşanan her sorundan kendini sorumlu görme, çözüm gücü olma, sürekli çözüm üretme ve mücadele geliştirme esas ilke olmaktadır.

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]