26/07/2017

ERDOĞAN’IN İHTİRASLARINA HALKLARI KURBAN ETTİRMEMEK İÇİN NE YAPILMALI?

Bugün Kürdistan ilçelerinde başlatılan özyönetim ve öz savunma pozisyonunun, halkın kendini katliamdan koruması için olduğu iyi bilinmelidir.

 

 

 

 

 

Zelal EDESSA


Bugün Erdoğan-AKP tarafından Kürdistan’da başlatılan savaşın kirli olduğunu Türkiye halkları görmüş bulunmaktadır. Çünkü “Mızrak çuvala sığmamakta”, “Kutsal vatan” adına yürütülen savaşın gerçeği görülmektedir. Canı ile kanı ile bu savaşın içinde olan halk, artık sonu gelmeyen bir nakarat olan “terörü bitireceğiz” safsatalarına inanmamaktadır.  Bu anlamda toplumun bilgeliği başkadır. Algılayışında tarihsellik vardır. Halkı kandıran düzenbaz hükümetlere benzememektedir. Onlar toplumsal hakikatin ne olduğunu yaşayarak öğrenmişlerdir. O nedenle bu gün Erdoğan tarafından tırmandırılan topyekûn savaşın ne kadar anlamsız olduğunu tarihsel tecrübelerinden bilmektedirler.  Bu savaşın özünde Erdoğan-AKP ve daha önceki hükümetlerin kendi iktidar-sermaye-kâr hırsıları için geliştirdiğini anlamışlardır. Aynı zamanda halkların başına örülen bir çorap olduğunu toplumun en sade, kendi halinde olan bir insanı bile görebilmektedir. Türkiye’de en milliyetçi sayılan kesimlerin bile asker ölümlerinden dolayı her geçen gün, hükümete karşı biriken tepkilerini yansıtmaları bunu göstermektedir.

Bu gerçeği gören Türkiye halkları ne yapmalıdır? Kürt özgürlük hareketinin mücadelesi Türk halkında da bir uyanışa ve aydınlanmaya yol açmıştır.  Diğer yandan Türk-Kürt halklarının birlikteliği bin yılların akraba, iş ortağı, kapı komşuluğuna dayanmaktadır. Kendi komşusunun acılarını paylaşabilmek en temel insani karakterdir. Onun için Türkiye halkları Kürtlere karşı empati yaparsa devletin bu geliştirdiği savaşı daha iyi tahlil edebilecek ve çözüme katkı sunabilecektir. Onlara sormak gerekiyor? Acaba Türk dili, kültürü yasaklansaydı, her gün faili meçhul cinayetler-katliamlarla, köyleri-dağları bombalanarak yakılsaydı, sayısız işkencelerden geçirilseydiler ne yaparlardı? Bir an düşünsünler.

Onlar da yok olmamak için Kürt halkı gibi varlık mücadelesine geçeceklerdi. Bugün Kürdistan ilçelerinde başlatılan özyönetim ve öz savunma pozisyonunun, halkın kendini katliamdan koruması için olduğu iyi bilinmelidir. Bir halka yaşam güvencesi verilmezse, saldırılar karşısında yapacağı şey, kendi güvenliğini kendisinin sağlamasıdır. Erdoğan-AKP hükümetinin 24 Temmuzda Kürdistan dağlarında ve şehirlerinde başlattığı siyasi-fiziki katliam ve soykırımlar; Kürt halkını kendi özyönetimini, öz savunmasını oluşturmak zorunda bırakmıştır. Tüm Kürdistan’da karadan tanklar, panzerler, nişancılarla ve havadan uçak ve kobralarla ölüm bombardımanını aralıksız yağdıran devlet terörü karşısında, halkın yapacağı başka bir seçenek kalmamıştır.  Bu gün hangi canlının canına kast edersen kendisini savunmak zorunda kalacaktır.

Bu savaş “halkları birbirine kırdırtma savaşıdır” Kürdistan’da Erdoğan-AKP’nin yaktığı ateş sadece Kürtleri yakmamakta, yüzlerce genci ölen Türk halkını da yakmaktadır. Bu savaşın durması için kendi cephelerinden ne yapmaları gerektiği konusunda Türk halkının arayışlarını güçlendirmeleri gerekmektedir. Demokrasi ve özgürlük isteyen halklar olarak hep birlikte Erdoğan’ın savaş ihtiraslarına karşı ortak cepheden bir mücadelenin geliştirilmesinin elzem olduğu da bilinmelidir. Yoksa kana, sömürüye doymayan Erdoğan-AKP canavarlarının bencil istemleri bitmeyecektir. Sonu tekrardan, bir barış ve müzakere süreci oluşturulana kadar devam edecek olan bu savaşın, nice acı kayıpları halklara yaşatması olacaktır.

Savaşı istemeyen tüm kesimler vicdanlarının sesini dinlemelidir. Bu da insan olma erdemine sahip çıkmakla olur. Madem insanız ona göre davranarak insani görevlerimizi yapmak gerekiyor. Tüm insanlığı var eden tarihsel kutsallıklarımıza, değerlerimize sahip çıkılmalıyız. İnsanlığın en temel değeri ortak-kollektif yaşam anlayışı, dayanışması her alanda sürdürülmelidir. Yaşanan acılar, zorluklar karşısında dayanışmayla, ülkenin zenginliklerini, sevinçlerini paylaşmayla insanlığın kerametine erebiliriz.   Aynı coğrafyanın halkları olarak birbiri ile savaşmak yerine, birbirini anlamak, hakikat olanda birbirine destek vermek en doğru olanıdır. Türk halkı, Kürt halkının acılarını, kendi acılarından yola çıkarak anlayabilmeli ve paylaşmalıdır. Halklar, iktidar çıkarları için geliştirilen bu savaşın önünde dururlarsa bu coğrafyaya barış gelir. Bu toprakların insanlarında bu öz vardır. Tüm zorluklara, haksızlıklara karşı birlikte, ortak cepheden gelişen mücadele ile özgür ve güzel bir yaşam geçmişte nasıl mümkün olabilmişse bu gün de mümkündür. Yeter ki, isteyelim ve bunun için ortak emek harcayalım, kadim mekânların kutsallığına göre davranalım. Ortadoğu coğrafyası böyle bir insanlık hakikatine sahiptir.  Bu onun güçlü yönüdür. Ve bu hakikate sarıldığımız zaman ne çağın Nemrutlarına soyunan Erdoğan ne de bir başka Firavun halklarımızı birbirine kırdırtamaz.

O nedenle en acilinden halklar açısından geliştirilmesi gereken kalıcı barış için Türk halkının da Kürt halkıyla birlikte elini taşın altına koyması gerekiyor. Yoksa her gün Erdoğan’ın savaşına kurban giden çocuklarının cenazelerine gözyaşı dökmekle, sorun çözülmeyecek, dahası her gün yenileri eklenecektir. Türk anaları bu gerçeği görmektedir.  Kürdistan’a sürülen asker analarının dediği gibi “  bu savaşta ölen, başta Erdoğan olmak üzere, bakanların, zenginlerin çocukları değildir.” Türk-Kürt halkının fakir- fukaranın evlatlarının kanı dökülmektedir.

 Tanrısal varlığın tüm insanlara bağışlamış olduğu fiziki, kültürel, zihinsel varlığını korumak en doğal haktır. Bugün Kürdistan’da pervazsızca yürütülen saldırılara bakalım! Hangi insanlık hukukuna, tarihin kutsal kitabına sığacaktır. DAİŞ’in Rojava’da yaptığını bugün Erdoğan-AKP hükümeti Bakur Kürdistan’ında yapmaktadır. Farqin’in Koban’i haline getirilmesi nasıl açıklanacaktır.  Fiziki varlığını korumak için kendi öz savunmasını yapan halka terörist demek sorunu ne kadar çözecektir. Kaldı ki, toplum terörist olmaz, bu onun doğasına aykırıdır. Ancak Erdoğan-AKP hükümetinin uyguladıkları onların ne kadar azılı terörist-DAİŞ yandaşı olduğunu göstermektedir. Hiçbir haktan ve hukuktan korkmayan, maskesini çıkaran Erdoğan, krallığa, tanrılığa oynamaktadır. Bilinmeli ki bu coğrafyanın despot krallara, insan tanrılara ihtiyacı yoktur. Ülke sorunlarına doğru çözümler geliştirecek demokratik özerklik sistemine ihtiyaç vardır.

 

Kutsamak ve Kutsanmak

Mansur kimdir? Enel Hak belirlemesi üzerine çok yorum yaptık, yapıyoruz ama Mansur gerçekten kim? Bir müşrik mi? Bir ermiş mi?

Endüstriyalizm Mutsuzluk Üretir

Şartlanmışçasına tüketimden kopamayan insanların üretimsizliği insanları mutsuzlaştırmakta ve mutsuzluk yaşamın bir olağanı haline gelmektedir...

Daha fazla bilinçlenmek, daha fazla mücadeleci olmak, daha fazla başarmak

Herhangi bir yerden bir şey beklemeden, öz irademiz ve halkımızın örgütlü iradesiyle mücadelemizi yükselterek Önderliğimize ve halkımıza dayatılan ideolojik, siyasi, askeri ve kültürel saldırıları...

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]