27/06/2017

HALKI KANDIRMAMAK İÇİN

Türkiye'de hegemonik sömürgeci kafa bırakılmamıştır. Sorunun çözümü için atılması gereken ilk adım, bu kafanın bırakılmasıdır.

 

 

 

 

Cuma RONAHİ


Türk devletinin Kürt sorununu çözmek istemediği, savaşta ısrar ettiği söylemlerinden bellidir. Silahlarını gömecekler ve teslim olacaklar! Kırk yıldır bu söyleniyor. Yani araba atın önüne koşuluyor. Dünyada böyle çözülmüş tek bir sorun yoktur. Bu kafa sorun yaratan kafadır. Bu kafa değişmedikçe ne Kürt sorunu çözülür ne de Türkiye demokratikleşir. Kuşkusuz Kürt halkı ve demokrasi güçleri mücadeleleriyle bu kafayı bu topraklarda etkisizleştireceklerdir.

Türkiye'de hegemonik sömürgeci kafa bırakılmamıştır. Sorunun çözümü için atılması gereken ilk adım, bu kafanın bırakılmasıdır. Kürtlerin en doğal haklarının gasp edildiği kabul edilip, bu haklar tanınmadan hangi sorun çözülebilir? Kürt sorununu ne Kürtler ne de PKK yaratmıştır. Tanınması gereken haklar da bellidir. Hiç kimse Kürt halkının yerel demokrasi, özyönetim ve demokratik özerklik talebinden, özgür ve demokratik yaşamından vazgeçmesini bekleyemez. Kürt halkı da sonuna kadar da haklarını elde etme mücadelesinde ısrar edecektir. Bu devlete ve hükümete “Sen bunları tanıyacak mısın, tanımayacak mısın?” diye sorarlar. Bu hakları tanıyacak zihniyette olmayanların da hiçbir sözüne inanılmaz.

Bu devlet ve hükümet Kürtlerin yüzyıllık itirazını, kırk yıllık büyük mücadelesini yok sayıyor. Diyalog ve bunun sonucu ortaya çıkan Dolmabahçe Mutabakatını yok sayıyor. 7 Haziran seçim sonuçlarını yok sayıyor. Kürtlerin her türlü mücadele yöntemi ve çabası yok sayılırsa Kürtler ne yapsın? Bu durumda Kürtler de “Ben kendi demokratik özgür yaşamımı inşa edeceğim, devlet bana karışmasın, ben kendim kendimi yöneteceğim” der. Devlet de halkın bu iradesine her yerde saldırıyor. “Kürt sorunu yoktur” diyen Tayyip Erdoğan tabii ki özyönetimini kurmak isteyenlere saldır talimatını da verir. Şu andaki uygulamalar “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yapın” talimatının sonucudur.

Bu savaş kararı 30 Ekim 2014 Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınmıştır. 7 Haziran seçiminden sonra da adım adım uygulamaya konulmuştur. Kürt halkına ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne ya teslim olursunuz ya da savaşla yok edilirsiniz dayatması yapılmaktadır.

1 Eylül Dünya Barış Gününde bu savaşa karşı halklar ayağa kalkmıştır. Türkiye için artık kalıcı barışa ihtiyaç vardır. Halklar geçen üç yılda olduğu gibi kandırılmamalıdır. Çatışmasızlık bir partinin kendisini iktidar yapmasının aleti haline getirilmemelidir. Bu açıdan tahkim edilmiş ateşkes olmadan kalıcı ve müzakereye zemin olacak çatışmasızlık sağlanamaz. Tahkim edilmiş bir çatışmasızlık olacaksa, savaşa hazırlık olacak hiçbir şey yapılmamalıdır. Tutuklamalar, askeri amaçlı yol ve barajlar, karakollar yapılmamalıdır. Dolayısıyla 2013 yılından bu yana tutuklananlar serbest bırakılacak, karakol ve baraj yapımları durdurulacaktır. Baş müzakereci Kürt Halk Önderi özgür koşullarda müzakere yapacaktır. Müzakere koşulları Meclise taşınacaktır. İzleme Heyeti ve üçüncü göz müzakere sürecinde devrede olacaktır. Kürt Özgürlük Hareketi halkı kandırmamak ve gerçek çözüm yaratmak için bunlar sağlanmalıdır açıklaması yapmıştır. Artık Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi ne kendini kandırabilir, ne de başkasını! Aslında bir noktaya gelinmişti, ama Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kürt sorunu da yok, taraf da yok, İzleme Heyeti de yok, muhatap da yok” diyerek Kürt sorununun çözümü için müzakere yapmayacağını açıkça ortaya koymuştur. Çünkü 30 Ekim 2014 MGK’da savaş kararı alınmıştır. Şimdi de bunu sonuna kadar sürdüreceğiz diyorlar.

Kürt tarafı çözüm için zorunlu olan adımların ne olacağını söylerken; AKP’lilerin “Türkiye'yi terk edecekler, çekip gidecekler” dediği yerde ne çatışmasızlık olur, ne de çözüm süreci. Çünkü bu savaşı başlatanlar kabul edilmeyecek şeyler söyleyerek savaşta ısrar ediyorlar. Zaten sonuna kadar savaş diyorlar. Bunu diyenlere karşı da direnilir ve direnilecektir. Herkes empati yapmalı, kendini Kürtlerin yerine koymalıdır. Çünkü hakları gasp edilen Kürtlerdir. Kuşkusuz sonunda Erdoğan da, Davutoğlu da tasını tarağını toplayıp Saray’ı da Çankaya’yı da boşaltacaklardır.

Son zamanlarda “PKK HDP’yi etkisizleştirdi, Selahattin’i azarladı” gibi psikolojik savaş haberleri yapıyorlar. Bunların hiçbiri gerçeği yansıtmıyor. Kürt demokratik hareketinin tarih sahnesine nasıl çıktığı ve geliştiği bilinmektedir. 1990’lı yılların başında Kürdistan'ın her tarafında gelişen serhıldanlar, yani Diriliş Devrimi olan demokratik, sosyal ve kültür devrimi bu demokratik siyasal mücadeleyi ve onun partilerini ortaya çıkarmıştır. HDP de Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin demokratik ulus ve halkların kardeşliği temelinde yeni Türkiye'yi yaratma zihniyeti sonucu ete kemiğe bürünmüştür. HDP içinde yer alanların direncine rağmen, böyle bir partileşmeye karşı direnç gösterilmesine rağmen Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin ısrarıyla HDP var olmuş ve gelişmiştir. HDP projesini kim savundu, kim karşı çıktı, kim inanmadı ve bunlara karşı kim direnerek HDP'nin başarısını sağladı, bunlar bellidir. Bunlar da en başta Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi’dir.

Bu açıdan ne Önder Apo, ne de PKK HDP'nin, Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın ya da başka bir yöneticisinin önünü keser. Aksine daha da gelişmelerini ve etkili olmalarını ister. Bazı eleştirileri ve önerileri olmuşsa, bunlar da beklentilerden dolayıdır. Çünkü onlar da halka karşı tarihi bir sorumluluk içindedirler. Kırk yıllık mücadelenin ağır bedelleri omuzlarındadır.

Ne bu mücadele kolaylıkla geçti, ne de kolaylıkla bugünlere gelindi. HDP bu mücadelenin ürünüdür. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ da bu önemli projenin sorumlularıdırlar. Türkiye'yi demokratikleştirme ve Kürt sorununu çözüme kavuşturmada bu proje bundan sonar da rolünü oynayacaktır. Bu parti “Haydi bir parti kuralım” denilerek kurulmamıştır. Büyük bir tarihi mücadele, tecrübe ve birikiminin sonucu kurulmuş bir partidir. Bu partiye de en başta ve en fazla emek verenler sahip çıkar. Bu açıdan PKK'nin HDP ve Eşbaşkanlarla hiçbir sorunu yoktur; sadece ve sadece onların başarılı olması için çalışır.

Çünkü onların başarısı tüm halkımızın başarısıdır. Kuşkusuz bu da HDP'nin dayandığı tarihi ve toplumsal zemine ve mücadele diyalektiğine dayanılarak gerçekleşir. 

HBDH ve Ortak Mücadelede Dönem Perspektifi

Bu bakımdan Halkların Birleşik Devrim Hareketine ihtiyaç oldu. Belirttiğim nedenlerle hareketler de bu konuda duyarlı olunca hızlı bir biçimde bir ittifak oluşturduk. Bir toplandık...

PKK’de Kitle Çizgisi

PKK baştan itibaren ilkel ve reformist milliyetçi çizgiden kopmuş, bununla mücadele etmiş bir harekettir. Giderek bu yaklaşımını demokratik ulus çizgisinde daha kapsamlı bir teorik analize, yine politik bir yaklaşıma...

KATAR KRİZİ VE DEMOKRATİK ORTADOĞU

son Rakka Hamlesinin ortaya çıkardığı çok önemli sonuçlar var. Birincisi, artık DAİŞ’in sonunun geldiğini göstermesidir. İkincisi...

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]