25/07/2017

Bireycilik Komünal Yaşamı Ret Etmektir

Ama PKK gibi bilinç ve iradeye dayalı örgütlenmiş ve eyleme geçen hakikat olan kadroculukta kendisi yapmayıp da başkasına ‘yap’ demek yoktur.

 

 

 

 

Duran KALKAN 

Örgütsel ve ideolojik yapıda parti kadrolarının eğitimi ve tanzimi önemlidir. Ama nasıl yapacağımızı, nasıl başlayıp nereye ulaşacağımızı tam bilemiyoruz. Arkadaşlarımız bu konuları kendine mesele yapmalıdır. Önderlik eleştirmezse arkadaşlarımız “parti işleri ne kadar da iyi yürüyor” diyecekler. Önderlik eleştirince fark ediyorlar ki, işler iyi yürümüyor. İşlerin iyi yürümemesi de duruşlarımızın Önderlik çizgisi, devrimci yaşam ve çizgisinin uzağında olduğunu gösterir.

Burada çok ciddi bir ideolojik problem, komünal yaşama karşıtlık olarak ortaya çıkıyor. Biz demokratik komün temelinde toplumu örgütlemeye çabalıyoruz. Demokratik Ulus’u örgütlemek, demokratik komün ilkesine göre toplumu örgütlemek demektir. İnşa deyince bina yapmaktan bahsetmiyoruz. İnşa örgüt kurmak, demokratik komün yaşamına göre toplumu örgütlemektir. Ekonomik, kültürel, sosyal, savunma yaşamının temel ilkesi demokratik komündür. Dolayısıyla inşa çalışması, örgüt demektir.

Örgüt için de eğitim gereklidir. Eğitmediğiniz arkadaşı yönetemezsiniz. Kendini ve çevreni ne kadar eğitir, ne kadar görev yapar hale getirirsen, işler de o kadar yapılır. Diğer şekliyle kimse kimsenin ne emrini, ne de talimatını dinler. Ama beynini ve yüreğini etkileyecek şekilde, düşüncesini ve vicdanını değiştirecek şekilde yapar, yüreğini bilinç ve vicdanla doldurursan işleri kendisi yapar.

Mesela PKK’de hiçbir zaman istihbarat örgütlenemedi. Özel örgütlenmeler olamadı. PKK’de istihbarat olmaz. Çünkü PKK bir fedai örgütüdür, PKK sosyalist bir örgüttür. Çıkar ve sömürü örgütü değildir. Birileri bir işi başarı ile yapacaksa zaten yapar, neden başka biri onun üzerinde durup “bakın bu yapmıyor!” desin.  Öbürü de der, “sen de yapmıyorsun!” Bir kişi yaptığı kadar yapmayanı eleştirebilir. Kendisi yapmaz ise başkasına yaptıramaz. İktidar ve devlet gücü “niye yapmıyorsun!” der. Mahkemeye de atar, hapse de koyar. Çünkü sahibi odur ve emrinde yaptırım güçleri vardır.

Ama PKK gibi bilinç ve iradeye dayalı örgütlenmiş ve eyleme geçen hakikat olan kadroculukta kendisi yapmayıp da başkasına ‘yap’ demek yoktur. Mahsum Korkmaz (Agît) herkes kadar bir savaşçıydı, bir de savaşı koordine ediyordu. Önder Apo “ben de herkes gibi bir kadroyum, kadroluk görev ve sorumluluklarımı başarı ile yapıyorum. Bir de herkesin işini yapmasına güç ve destek veriyorum. Onun için bana Önder diyorsunuz, onun için ben eşitler arasında hizmette birinciyim. Bunun dışında herhangi bir yetkim yoktur” dedi.

Parti içerisinde eşitlik vardır. Partide eşitlik olmaz ise hiçbir yerde olmaz. Kendi içinde eşitlik uygulayamayan bir parti, hiçbir yerde uygulayamaz. O bakımdan Önderlik “ben eşitler arasında hizmette birinciyim” dedi. Dolayısıyla başkanlığı herhangi bir yerden güç ve yetki sahibi olmaktan gelmiyor. Herkesin toplamı kadar hizmet etmekten geliyor. Dolayısıyla parti de çalışma yarışı olmalıdır, buna “sosyalist yarış” deniyor. Tasfiyeciler buna “Bir kadronun sonsuz hizmet etme hakkı varmış” diyerek bu ilkeye gülüp geçtiler. Onlara göre hak dedin mi partiden almalı, yiyip içmeli, çalmalı, kendisinin olmalı! Bu bireyciliktir. O zihniyet ve felsefenin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Onların felsefesi öyleydi, o felsefeye göre hareket ettiler, ve de gittiler.

Bu bakımdan partide “keyfi, kendine göre, bireyci davrandım” deyip geçmek olamaz. Asıl olan partiye ne kadar sahip çıkıp çıkmadığımız, partiyi ne kadar içleştirip içleştirmediğimizdir. Bizdeki bireycilik sadece kendine göre davranma da değildir. Kendi başına bir şef olma, ayrı bir şef olma, kendini partiye hiçbir şekilde katmayan ayrı bir irade düzeyindedir. Bireyci yaşam, keyfi yaşam ve çalışmada ısrar var. Yani istediğinde çalışma, istemediği zaman çalışmama var. Devrimin ve toplumun ihtiyaçlarına göre bir çalışma yoktur. Kendi keyfini karşılayacak bir tarzda çalışma var. Bu tarzda particilik, parti düzeni ve disiplini olmaz. Bütün bu yaklaşımların altında komünal yaşamı reddetme var. Demokratik komünalizmden, dolayısıyla toplumsallıktan uzaklık var.

Ulus devlet bireyi olunmak isteniyor. Bireycilik bir tür faşizm ise, faşizme eğilim gösterdiğimiz de söylenebilir. Dolayısıyla kapitalist modernitenin etkisi yoğundur. Örgüt kuramıyor, sorunları çözen etkili bir yönetim olamıyorsak, buradan kaynaklanmaktadır. Örgüt ile ideoloji iç içedir; örgüt ideolojinin somutlaştığı yerdir. Komünal ideolojinin olduğu yerde kolektif çalışma olur. Bunun dışında gelişen sadece bürokrasi olur.

Bu dünyada Stalin kadar bürokrasiye karşı mücadele eden bir kişi olmadı. Ama Stalin kadar bürokrasiyi örgütleyen de olmadı. Bir yandan örgütledi, bir yandan de “neden bunlar çıkıyor” diye mücadele etti. Sonuçta da o sistem çöktü. Bürokrasiyi yaratmasaydı, düzeltmeye de ihtiyaç kalmazdı. Kendin ürettiğin şey ile mücadele etmeye kalkışsan da onu tüketemezsin. Bunun sonucunda dünyanın en büyük devleti olan Sovyetler Birliği gümbür gümbür devrildi. Çünkü teorisi-ideolojisi ve pratiği aynı değildi. Güzel sözler söylediler, özgürlük ve demokrasiden bahsettiler, ama devlet kapitalizmini inşa ettiler. Bunlar birbiriyle taban tabana terstir. Özgürlük ideallerinin üzerine baskı sistemini kurdular ki, o sistem de çöktü.

Kutsamak ve Kutsanmak

Mansur kimdir? Enel Hak belirlemesi üzerine çok yorum yaptık, yapıyoruz ama Mansur gerçekten kim? Bir müşrik mi? Bir ermiş mi?

Endüstriyalizm Mutsuzluk Üretir

Şartlanmışçasına tüketimden kopamayan insanların üretimsizliği insanları mutsuzlaştırmakta ve mutsuzluk yaşamın bir olağanı haline gelmektedir...

Daha fazla bilinçlenmek, daha fazla mücadeleci olmak, daha fazla başarmak

Herhangi bir yerden bir şey beklemeden, öz irademiz ve halkımızın örgütlü iradesiyle mücadelemizi yükselterek Önderliğimize ve halkımıza dayatılan ideolojik, siyasi, askeri ve kültürel saldırıları...

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]