20/11/2017

PKK’de Kitle Çizgisi

PKK baştan itibaren ilkel ve reformist milliyetçi çizgiden kopmuş, bununla mücadele etmiş bir harekettir. Giderek bu yaklaşımını demokratik ulus çizgisinde daha kapsamlı bir teorik analize, yine politik bir yaklaşıma...

 

 

 

Duran KALKAN

Kitle çizgisi bakımından biz bir Önderlik hareketiyiz. İdeolojik-politik çizgimiz var. Bunun bir kitle boyutu vardır. Toplumu tanımlama, topluma yaklaşımda belli ölçülere dikkat etme durumumuz söz konusudur. Yoksa öyle muğlak, belirsiz, her şeyi olduğu gibi kabul eden bir hareket değiliz elbette. Esas aldığımız, dayandığımız toplumsal kesimler, karşı olduğumuz toplumsal kesimler var. Karşı olmak ne anlama geliyor? O toplumsal kesimlerin ideolojik politik yapılarına karşıyız aslında. Yaşam tarzlarına karşıyız. Dolayısıyla onlara karşı mücadele ediyoruz. Öyle mücadelesiz, beğenisiz, ölçüsüz bir hareket değiliz. İfade ettiğim gibi, biz bir Önderlik hareketiyiz. Ret-kabul ölçülerimiz var. Doğru-yanlış, iyi-kötü, çirkin-güzel ayrımımız var. Yoksa her şeye olduğu gibi evet diyen, her şeyi aynı gören bir yaklaşımımız yok. Ayrım yapıyoruz. Bu çok somut, çok net bir durumdur. Doğru bulduğumuz, esas aldığımız hususlar var. Yanlış bulduğumuz, mücadele ettiğimiz, karşı çıktığımız hususlar var. Yaşam ilkeleri ve ölçüleri var. Buna göre de bir kitle yaklaşımı gösteriyoruz. Bu konularda hareket olarak dayandığımız ve esas aldığımız kitleler hangileri? Karşı olduğumuz kitleler hangileri? Neye neden karşı çıkıyoruz? Neyi neden esas alıyoruz? Bunları bilmemiz lazım. Çünkü kitle çizgisi, aynı zamanda ideolojik çizgi demektir. İdeolojik-örgütsel çizgidir. Hangi yaşam ilke ve ölçülerini esas alıyor, kimleri örgütlenmede dayanağımız yapıyor, kimlere ise karşı çıkıyoruz? Bunların belirlenmesidir kitle çizgisi. Bu belirlenenlere yaklaşım konusunu da ifade ediyor aynı zamanda.

Bir aydın gençlik hareketi olarak ortaya çıkan, kadın özgürlüğüne dayanan bir demokratik sosyalist hareketiz. Kitle çizgimiz, bu tanımımızdan kaynaklanıyor. Böyle olunca da tabii devrimde öncü olarak gördüğümüz kitleler oluyor. Kadın ve gençlik kesimi böyledir. Bunlar bizim kitle çizgimizde önde gelen, örgütlenmemizde öncülük rolü oynayan, temel güç teşkil eden kesimlerdir. Bunları belirtiyoruz zaten. Kadın ve gençlik öncülüğü diyoruz. Bu işin başı ve esasıdır bir defa. Fakat sosyalist de bir hareketiz tabii. Gençlik ve kadın öncülüğüyle birlikte sosyalist bir hareket olmak, sınıf ayrımında öncelikli olarak üreten ve çalışan sınıfları, işçi ve emekçileri ele almamızı gerektiriyor. Dolayısıyla işçi ve emekçi kesimleri sınıf tabanı olarak kadın ve gençlikle esas alıyoruz. Bir başka deyişle, emekçi halka dayanıyoruz. İdeolojik-örgütsel çizgimizin üzerine oturduğu taban budur. En başta eğitip örgütlemeyi, mücadeleye sevk etmeyi öngördüğümüz toplumsal kesimler bunlardır.

Bunun dışında orta kesimler vardır, küçük burjuva kesimler olarak tanımlanıyor. Küçük burjuvaziye karşı yaklaşımımız baştan beri ilkelidir. Onları harekete çekme, kazanma, mücadelenin bir müttefiki haline getirme tutumumuz ve çabamız var ama bu mücadelesiz olmuyor. Bunu etkili ideolojik bir mücadele ile gerçekleştiriyoruz. Bu kesimle etkili bir ideolojik mücadele yürütmeden, taşıdığı anlayışları ideolojik-örgütsel mücadeleyle törpüleyip zayıflatmadan mücadele içine çekmiyoruz. Onlarla öyle ittifak yapmıyoruz. İdeolojik mücadelemizin çok önemli bir hedefi bu kesimlerin taşıdığı anlayışlara karşı mücadele oluyor. Hem sınıf mücadelesi, hem cins mücadelesi kapsamında mücadele ettiğimiz önemli bir temel çizgi bu orta sınıf çizgisi ve küçük burjuva ruh halleri, duygular, düşünceler, anlayışlar, davranışlardır. Orta yolculuk dediğimiz, bireycilik dediğimiz, kendine görelik dediğimiz budur. Aslında hepsi orta sınıf eğilimi, küçük burjuva eğilim olarak ortaya çıkıyor ve dikkat edilirse parti içerisinde, ideolojik mücadelemiz içerisinde temel hedefi bu anlayış ve eğilimler oluşturuyor.

Bir de egemen kesimler dediğimiz sınıflar vardır. Burjuva sınıf diyoruz, ya da feodal-aristokratik-burjuva kesimler, tekelci burjuvazi, komprador burjuva gibi birçok isimle tanımlanıyor. Bunları da karşıt görüyoruz. Bunlar içerisinden kopup harekete gelen, partiye ya da yurtsever demokratik harekete katılan olmuyor mu? Oluyor elbette. Demokrasiye ve yurtseverliğe açık duyarlı insanlara, onların katılımına bu kesimler içinden de açığız. Öyle katı, dogmatik davranmıyoruz. Ama anlayış olarak bu kesimlere tümüyle karşıyız. Onların yaşam tarzlarına, örgütsel sistemlerine, ilkelerine, ölçülerine, sistemlerine karşıyız. Kapitalist modernite dediğimiz sistemi bunlar temsil ediyorlar. Devlet olarak örgütlenmişler. Devletle iktidar sistemini oluşturmuşlar. Dolayısıyla diğer kesimler üzerinde ağır bir baskı ve sömürü uyguluyorlar. Biz de bu baskı ve sömürüye karşı mücadele ediyoruz ki baskı ve sömürüden kurtulmak, bu sınıfların çıkarlarını ifade eden siyasi sistemden kurtulmayı ifade ediyor. Devlet ve iktidara karşı mücadele etmemizin esasını bu oluşturuyor. Bu açıdan da bir defa herkese aynı yaklaşmıyoruz. Toplumu çok değişik kesimlerden oluşan bir toplum olarak görüyoruz. Reel sosyalizmin tanımladığı gibi sadece sınıf ayrımına dayanan bir toplum tanımı yapmıyoruz. Fakat sınıf ayrımını ret de etmiyoruz. Yoktur demiyoruz. Ama toplumdaki tek ayrım olarak görmüyoruz. Temel ayrım olarak da görmüyoruz. Ayrımlardan biri olarak ele alıp değerlendiriyoruz. O temelde öngördüğümüz, esas aldığımız, karşı çıktığımız sınıflar ve kesimler var. Yine toplumun farklı yanlarıyla bir ele alınış şekli var, o temelde bir önceliğimiz, ayrımımız vardır.

Topluma, halka yaklaşımda PKK Kürdistan’da Kürt toplumunu örgütlemeyi öngören bir harekettir. Fakat Kürt yurtseverliği ve demokrasisi diğer halklara düşmanlık geliştiren bir hareket değildir. Yurtsever çizgiyi, ulusal çizgi meselesini iyi anlamak, iyi ele almak gerekir. Öyle başka alanların milliyetçilikleri gibi farklı milletlere düşmanlık temelinde, karşıtlık temelinde oluşan bir milliyetçiliği reddediyor PKK. Demokratik ulus ve halkların kardeşliğini esas alıyor. Kürt toplumu örgütlenmesinde bunu esas alsa da bunu diğer halklarla karşıtlık, düşmanlık temelinde değil, kardeşlik temelinde yapıyor. Yan yana, kendi özgünlüğüne dayalı, özgürce örgütlenip katılınan bir sistemde daha üst birlikler içerisinde yaşamayı öngörüyor. Demokratik ulus çizgisi bunu oluşturuyor. Bu anlamda öyle dar ulusalcı bir yaklaşıma sahip olmadığı gibi şoven milliyetçi bir yaklaşıma da sahip değildir. Değişik halklarla iç içe, yan yana, kardeşçe yaşamayı esas alan bir çizgisi vardır. Bu da çok önemli bir yanı ve özelliğidir. Demokratik ulus çizgisinin çok önemli bir boyutudur. Bütün siyasi, sosyal, ekonomik örgütlenmesinde bu gerçeklere dayanıyor ve bunu esas alıyor. Öyle kof ilkel ya da reformist milliyetçi, Kürt milliyetçi bir hareket değildir. PKK baştan itibaren bu çizgiden kopmuş, bununla mücadele etmiş bir harekettir. Giderek bu yaklaşımını demokratik ulus çizgisinde daha kapsamlı bir teorik analize, yine politik bir yaklaşıma da kavuşturmuş bulunuyor. Tanımsız ve tahlilsiz değildir. Teorik tahlil ve tanımı vardır. Bu da önemli bir yanıdır. Halka, kitlelere yaklaşım konusunda da PKK’nin her zaman gerçekten halkçı ve toplumcu olma özelliği var. Sosyalizm onda laf değildir. Anlık yaşanılan gerçekliktir. Sonradan ulaşılacak bir hedef değildir. Günlük yaşanan ve o yaşamın sürekli derinleştirilip büyütüldüğü bir gerçekliktir. Bazı reel sosyalist güçler gibi çok ilerde ulaşılacak, ulaşıldığında yaşanacak bir hedef değildir. Bir kişiden başlamak üzere bir topluluk, bir parti, toplumun bir kesimi ne kadar oluyorsa ve hangi oranda oluyorsa, anlık olarak hayata geçirilen bir olgudur. Bu anlamda toplumcu ve halkçıdır PKK. Temel amaç ve hedefimizin halkı eğitmek ve örgütlemek olduğunu, toplumla iç içe olmak, ahlaki-politik toplumu daha işler ve gelişkin kılmak, önündeki engellerden kurtulmayı hedeflemek gerektiğini söylüyor tüm bunlar.

Toplumdan kopmak, uzak durmak bize, PKK’ye yabancı bir durumdur. Bürokrasiye karşıyız. Bürokrasi, devletçilik doğuruyor. Halkla iç içeyiz. Önderlik ilk manifestoda şunları kıstas koydu, kadro halktan biri gibi yaşamalı, ondan kopuk ve ayrı olmamalı. Şimdi bile Bakur ve Rojava’da halk yaşamından kopuk bir yaşam söz konusudur. Ayrıcalıklı bir yaşam var. Halkın gücüyle, öz gücüyle hareket eden bir örgütün militanı halktan daha üst bir düzeyde yaşarsa halk destek verir mi o örgüte? PKKliler bu düzeyde bir fedai militan olarak değil de, her biri birer küçük burjuva gibi araba, ev, kadın, erkek sahibi şeklinde yaşıyor olsalardı Kürt halkı bu partiye beş kuruş verir miydi? Niye versin ki? Deli değiller, ben parayı vereyim sen onun üzerinden yaşa, diye. Eğer onun çıkarları için kullanıyorsan verir sana. PKK halkından aldığını halkın özgürlüğü, demokrasisi ve kurtuluşu için kullandığından ötürü her türlü değeri, desteği verdi bu halk. PKK’ye inandı, güvendi. Evini, barkını, kapılarını açtı. Bütün imkânlarını seferber etti. Hiçbir toplumda verilmeyen oranda verildi.

PKK mücadelesi bu anlamda en üst düzeyde bir komünal mücadele oldu. Halk komününü ortaya çıkardı. Bunun ideolojiyle de bağı vardır, sadece politik anlamda halktan destek alabilmek için gerçekleşmemiştir yani. Sosyalist bir hareket, özgürlükçü bir harekettir. Dolayısıyla kadro bunun bilincine varmışsa, o şekilde de yaşamalıdır. Şimdi küçük burjuvaca yaşayalım, herkes sosyalizme geçtiğinde ben de sosyalist olurum, denilemez. Bazı örgüt veya partiler öyle yapıyorlar. PKK öyle değildir. Sonraya erteleyen değil, günlük-anlık olarak yapan ve yaşayıp geliştiren bir harekettir. Halkla ilişkilerin topluma yaklaşımı da bu çerçevededir. Toplumsal değer yargılarını dikkate alan, toplumun canına malına, namusuna, geleneklerine, inançlarına saygı gösteren, dikkat eden, dolayısıyla toplumu dinleyen, kendini toplum tarafından dinlenir kılan, değişimi bu temelde adım adım gerçekleştirmeyi, eğiterek ikna etmeye çalışmayı öngören bir harekettir. Zorla, kararla, baskıyla değişim yaratan bir hareket değildir. Kitle yaklaşımı ve çizgisinde bir de bu boyutlar var. Halkla ilişkilenmede, çalışma tarzında Önderlik hep şunu söyledi, “hayret ediyorum siz nasıl rastgele her yere girip çıkıyorsunuz? Benim bir insanla görüşmem gerektiğinde kendimi o kadar zorlanmış hissederim ki uzun süre hazırlık yaparım, çalışırım, düşünürüm, araştırırım. Kimdir, nedir, ben bu insanla nasıl karşılaşmalıyım? Karşılaşırsam ne demeliyim? Ne vermeliyim, ne istemeliyim? Herhalde ahbap çavuşluk yapmak için, hoşbeş etmek için görüşecek değilim. Ben bir mücadele, dava insanıyım. Bir amaç için herkese merhaba derim, konuşurum, konuşmam. O halde ne isteyeceğim, ne vereceğim, bunu bilmem lazım. Bunu bilebilmek için de onu tanımam lazım. Böyle bir hazırlık içerisinde, büyük bir dikkat ve duyarlılıkla yaklaşmam lazım.” Şimdi halka böyle yaklaştı PKK.

Kitle ilişkilerinde, bu birçok kesimin önceliğinden ayrı bir halka yaklaşım ilke ve ölçüleri vardır. Öyle ilkesiz ve ölçüsüz değildir. Hem de böyle olmayı temel bir görev sayan, bunu çok önemseyen bir harekettir. Buradaki ihlalleri en ağır suç sayan bir harekettir. Her suçu affeden ama halka işlenen suçları affetmeyen, affı olmayan bir harekettir. Halk ilişkilerini, kitle iletişimlerini o kadar önemsiyor. Öyle kitle üzerinde ağa olmak, paşa olmak, despot olmak, bireyci olmak, kendini halka dayatmak bir yana, halka çok yüksek bir duyarlılık ve titizlikle yaklaşmayı öngören, bunu esas alan bir harekettir. Bu PKK’nin kuralları, ölçüleri var. Onu söylemek istiyorum. PKK adına yaşamak, çalışmak öyle kolay değildir. Keyfe göre olacak bir durum değildir. Benim doğrularım böyle, ben öyle yapıyorum denilerek ortaya atılınacak bir hareket değildir. Şunlara da dikkat etmeliyiz tabii. Bir, kitlenin başına despot kesilme yok. Ona kesinlikle karşıdır. Ama aynı zamanda öyle pısırık kuyrukçu olmaya da karşıdır. İlkesi var. Toplumdan gelen her şeye evet diyen, olduğu gibi kabul eden, toplum tarafından yönlendirilen bir hareket de değildir. Ret-kabul ölçüleri vardır. Toplum değil, kimden gelirse gelsin kendi ilkelerini esas alan, o temelde yaşayan, her şeye karşı o ilke ve ölçüler temelinde uygun yöntemlerle mücadele eden bir harekettir. Bu bakımdan da kuyrukçu değildir. Dayatmaları kabul eden bir hareket değildir. Öncü, yönlendirici, eğitici bir harekettir. Bu öncülüğü Ali kıran baş kesen yöntemiyle, zorla, despotizm ve baskıyla değil, duyarlılıkla, örgütlülükle, eğitimle, ikna ile sağlıyor. Öncülük ederek, örnek oluşturarak, olması gerekeni bizzat şahsında gerçekleştirerek sağlıyor. Toplumu böyle eğitiyor, böyle yönlendiriyor, bu temelde ikna ediyor. Böyle bir harekettir. Demek ki toplumu eğitip ikna etmede de kendine has yöntemleri var. Başkalarının yöntemlerini olduğu gibi alıp uygulamaya koyan, pratikleştiren bir hareket değildir.

Şimdi benzer bir biçimde, kitle çizgimizin özellikleri var. Kitle çizgisi konusu önemlidir. Bunların üzerinde duruyoruz çünkü çok ihlal ediliyor. Arkadaşlar belki diyecekler ‘ayıp değil mi, bunları bize sanki yeni katılmışız gibi anlatmaya çalışıyor.’ Öyle değil ama. En çok ihlal edilen, en fazla hata yaptığımız alan burası oluyor. Birçok alanda ya bakıyorsun despot, iktidarcı, diktatör, baskıcı bir yaklaşım var, ya da bir bakıyorsun bazı kesimler onu kuyruğuna takmış götürmüş. Nereye gittiğini, neye hizmet ettiğini bilmeyen davranışlar ortaya çıkmış. Böyle durumlar çok yaşanıyor. Rojava’da kıyamet kopuyor şimdi. O ona diyor, o ona diyor. O diyor şunu şunlar yönlendiriyor, o diyor bunu bunlar… İnsan bilemiyor tabii, pratikte soruşturma yapmamız gerekecek.

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 2

Tufan hikayesi, son buzul döneminin etkisinde olan bir hikâyedir, iktidarın beğenmediklerinin üstüne tufan gibi gitme bilinci var ve ...

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 1

Urfa, Harran, Kudüs, Mekke, gibi yerler peygamberlik merkezleri olarak bilinir. Buralar farklı arayışların, yani etnisitenin ölmediği

9 Ocak Paris Katliamı ve TC-Fransa ittifakı

Paris katliamı kadınlarda, gençlikte bir bütün Kürt halkında öfke yarattı. Gösterilen mücadele tavrı, kırılma değil

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]