25/07/2017

Gerçeğimiz, Parti ve mücadele tarihimizdir

Soykırımla karşı karşıya olan Kürt toplumu ve onun fertleri için soykırıma karşı durabilmek, özgür birey ve toplum olarak var olabilmek, geleceği yaşayabilmek için tarihsizleştirme, köksüzleştirmeye karşı tarih bilinci...

 

 

 

Duran Kalkan

Parti ve mücadele tarihimiz tümüyle bizi ifade ediyor, bizim gerçeğimiz oluyor. Bizi başarıyla yaşar ve mücadele eder kılan tek kaynak budur. Çünkü bugüne kadar ayakta kalmayı, işleri başarıyla yürüterek bir şeyler yaratmayı ifade ediyor. Bu bakımdan kendi gerçeğimiz, parti ve mücadele tarihimizdir. Bu tarihi yaratan ve yürüten Önderlik gerçeğimizdir. O halde bizim bunları doğru anlamamız ve öğrenmemiz gereklidir.

Yoldaşlar şunu bilmelidir; İleriki süreçlerde yaşam ve mücadele içinde karşılaşacakları olayların çözümünü için onları nasıl çözecekleri ve karşılayacakları yönünde bir perspektif edinirler. Bu perspektifse genelde insanlığın ve halkımızın tarih derslerinden, parti ve mücadele derslerimizden oluşur. Başka bir yerden de perspektif edinemeyiz. Filan olay nasıl olmuş, nereden kaynaklanıp nasıl çözülmüş, ezberleyip tekrarlayalım denilemez. Çünkü tarih tekerrürden ibaret değildir. Kuşkusuz benzerlikler vardır. Bu benzerliklerden dolayı insanlar çoğu zaman tarihin tekerrür olduğunu sanıyor, olayların tekrarlandığını düşünüyorlar. Bu kesinlikle doğru değildir. Tekerrür olmadığı için de bir olayın nasıl çözüldüğü ezberlenip olduğu gibi diğer olaylara uygulanamaz. Ezberci olmamak, anlamak ve yorumlayabilmek gereklidir.

Diğer yandan ise kuşkusuz olaylar birbirine benzerdir. Benzerlikler olduğu için de bir olayın nasıl doğru karşılandığına dair bir perspektif edinir ve bir de yaratıcı yaklaşırsan karşılaştığın her olayı çözebilirsin. Ona doğru yaklaşabilir, onun çözüm yol ve yöntemlerini doğru bulabilirsin, yaşamda ve mücadelede başarılı olursun. Yaşam ve mücadelede bireyin başarılı olmasının sırrı buradadır. Başka bir sır ve güç kaynağı yoktur. Hiçbir biçimde başka bir yerden güç kaynağı aramamamız gereklidir. O nedenle de tarih bilincini bizi yaşam ve mücadele karşısında güçlü kılacak tek değer olarak görmeli ve bunu derinliğine edinmek için büyük çaba harcamalıyız.

Tarihe bilimsel yaklaşmayı önemsemeliyiz. Bu temelde tarihi incelemeler ve araştırmalar yapmalıyız. Tarihi olayları öğrenmeli ve bir de yorumlayarak ondan dersler çıkarmayı bilmeliyiz. Bunu ne kadar güçlü yaparsak yaşam ve mücadeleye o kadar güçlü hazırlanmış ve dolayısıyla o kadar yaratıcı işler yapar hale gelmiş oluruz. Bu da bizi yaşamı başarıyla yürüten, devrimci görev ve sorumlulukları başarıyla yerine getiren bir militan yapar. Başka türlü başarılı insan, zafer kazanan militan olmanın yolu, yöntemi kesinlikle yoktur.

Buradan Önderlik gerçeğine geliyoruz. Önder Apo’nun bilinci ve en temel özelliğinin ne olduğu sorusuna hiç tereddütsüz doğru ve temel bir tarih bilincine sahip olduğu cevabını vermemiz yanlış bir tanımlama değildir. Önderlik gerçeğimizi kesinlikle böyle tanımlamalı ve böyle bilmeliyiz. Başka bir yerde aramamalıyız. Önderlik bütün bu gelişmeleri ortaya çıkarıp yürütürken ne kendisine vahiy geldi, ne maddi imkânları vardı, ne geçmişte yaşamıştı da yeniden doğmuştu, ne de birileri ona yardımcı oldu. Bütün bunların hepsini tarih bilimini doğru kullanması, tarih derslerini çıkarmayı önemsemesi, derin bir tarih bilincine sahip olması sayesinde yaptı. Bunun için de her zaman tarihi araştırma ve incelemeler yürüterek okudu, inceledi ve araştırdı. Herhangi bir sorunla karşılaştığı her an tekrar tekrar tarihi olaylara başvurdu. O sorunu nasıl çözeceğinin cevabını tarihte aradı. Tarihte benzer durumlar ortaya çıkmış mı, ne zaman nerede çıkmış, nasıl çözülmüş, bunları araştırdı, buldu ve oradan ders çıkardı. Ulaştığı bulgulara yaratıcı yaklaşarak karşı karşıya kaldığı sorunlara çözüm getirdi.

Kürdistan gerçeğini doğru analiz ve tespit etmekten tutalım da, içinde bulunduğu durumdan Kürt halkını kurtuluşa götürmeye, özgürlüğe taşımaya dair her türlü teoriyi, ideolojik-politik çizgiyi, programı, strateji ve taktiği, örgüt ve eylem gücünü ortaya çıkarmaya kadar her şeyi buradan buldu. Derin bir tarih bilinciyle sorunları çözen, yaşamı ve mücadeleyi doğru karşılayıp başarıyla yürüten oldu. Önder Apo’nun tek bir güç kaynağı vardır o da tarih bilincidir. Başka hiçbir güç kaynağı yoktur. Herhangi bir sorunla karşılaştığında değerlendirme yapmak ve o sorunu çözmek için çaba harcadığında tarih bilincine başvuruyor. Bir konuda, bir sorunda değerlendirme yapmak gerektiğinde başta tarihe başvurarak benzer tarihi olayları değerlendiriyor, araştırıyor. Orada karşı karşıya bulunduğu sorunları çözmek için perspektif arıyor.

Önderlik bir yöntem olarak her zaman önce sorunu ortaya koyuyor, sonra tarihi inceleyip perspektif arıyor, oradan çıkardığı sonuçlara ve edindiği derslere dayalı olarak da karşı karşıya olduğu sorunun çözüm yol ve yöntemlerini ortaya koyuyor. Bütün değerlendirme, çözümleme ve kitaplarına bakıldığında bu gerçeklik görülebilecektir. Bütün değerlendirmeleri böyledir. Yüzeysel bakanlar Önderliğin bir şeyleri okuyup ezberlediğini, aynı şeyleri yazıp konuştuğunu sanıyor. Hâlbuki gerçek öyle değildir. Evet, aynı olaylar üzerinde duruyor ama o olayları ele alışı, değerlendirişi, oradan sonuç çıkarışı her çözümlemesinde farklıdır. Çünkü farklı sorunlara çözüm arıyor. Aynı olayları inceliyor ama farklı yönden, farklı biçimde inceleyerek farklı sonuçlar çıkarıyor. Bu nedenle Önderlik teorisini, yazıp konuştuklarını hep aynı şeyin tekrarı olarak görmemek gerekiyor. Bu yanılgıdır. Hiçbirisi bir öncekinin tekrarı değildir. Her birinin içerdiği hususlar farklıdır, çünkü çözüm aradığı sorunlar farklı oluyor. Değişik dönemlerde benzer sorunlara çözüm ararken kuşkusuz tarihi analizler birbirine yakınlık arz ediyor. Önderlik zaten bu durumu hep eleştirdi. “Beni tekrara götürüyorsunuz” dedi. Tutucu, dogmatik yapılar, değişime kapalı duruşlar gelişme yaratmayıp hep var olanı tekrarlayınca onları aşmak için yürütülen mücadele ve o sorunları çözme arayışında da bir tekrarlama kuşkusuz oluyordu. Önderlik bu durumu kendisi için boğucu olarak değerlendirdi. Bu noktada dar, tutucu, dogmatik yaklaşımları şiddetle eleştirdi. Kendisini tekrara benzer çözümleme noktasına götüren nedenin dar, dogmatik, tutucu, değişime kapalı insan yapısı olduğunu söyledi. Ama bunlar zaman zaman ortaya çıkan durumlardır. Esas olan, karşı karşıya kalınan yeni yaşam ve mücadele sorunlarında Önderliğin tarih bilincine başvurmuş olmasıdır.

Önderliği düşünce gücü yapan, onu bunca düşman saldırısı karşısında ayakta tutan, bunları doğru analiz etmesini, doğru sonuçlar çıkararak yaşam ve mücadeleyi doğru ve başarıyla götürmesini sağlatan yegâne gerçeklik tarih bilimini doğru kullanabilmesi, tarih bilincine derinden sahip olmasıdır. Kürdistan’ın içinde bulunduğu durumu Önderlik bu temelde tespit etti. “Kürdistan Sömürgedir” diye iki kelimelik bir belirlemeyle yola çıktığında bu bir tespitti. Kürdistan’ın, Kürt toplumunun güncel durumunun analizi kadar, bu duruma yol açan tarihsel sürecini de analiziyle ortaya çıkardı. Eğer çok güçlü ve derin tarihsel araştırmaları olmasaydı, tarih bilimini doğru kullanmayıp buradan derin bir tarih bilinci ortaya çıkaramasaydı bugünü anlayamazdı. Kürdistan ve Kürt toplumunun içinde bulunduğu durumun tespitini doğru yapamazdı. Dolayısıyla doğru gelecek öngöremez, plan-program hazırlayamaz, örgüt ve eylem geliştiremezdi. Bir Önderlik gerçeği haline gelemez, parti ve mücadeleye dönüşemezdi.

Kürdistan’a, Kürt toplumuna kuşkusuz fiziki soykırım dayatılmıştır. Soykırım iki boyutludur. Biri fiziki olarak yok etmektir. Bu anlaşılır bir durumdur, öldürmeyi ve imha etmeyi içerir. Yüzyıldır böyle bir katliam saldırısı altındadır. Bu katliamlar tekil olaylar değil, soykırımdan kaynaklanan, o amaçla yapılan saldırıların ortaya çıkardığı katliamlardır. Ama Kürtlere dayatılan soykırım, Ermeni, Rum, Süryani topluluklarında olduğu gibi fiziki katliam ya da tehcirle sınırlı da değildir. Katliam ve göçertme var, ama onların da ötesinde daha fazla da kültürel soykırım vardır. Kültürel soykırım bireyi ve toplumu kendi dilinden, kültüründen, tarihinden, maneviyatından çıkararak fiziki posa olarak yaşatıp ona farklı dillerin, kültürlerin, tarihlerin yaşatılması için çalışmaktır. Yani kendi kökünden, gerçeğinden, tarihinden koparıp kurutarak onu istediği gibi kullanmaktır. Kültürel soykırım bunu ifade ediyor. Kürt toplumuna İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden, Birinci Dünya Savaşı’ndan, 20. yüzyılın başından bu yana bir soykırım dayatılıyor. Bu soykırımın fiziki katliam, sürgün ve tehcir boyutu kadar bir kültürel soykırım boyutu da vardır. Hatta kültürel soykırım boyutu çeşitli dönemlerde daha öne geçmiş, başat olmuştur. Kültürel soykırım da kökünden, tarihinden, kültüründen koparmak, ruh, duygu, bilinç, davranış olarak kendi kültürel değerlerinden, insanlığından çıkararak bir posa olarak ortada bırakmak demektir.

Kürt toplumuna yüzyıldır dayatılan saldırı budur. Faşist soykırımcı rejim böyle yapıyor. Çünkü kendi kökünden, kültüründen, maneviyatından, gerçek güç kaynağından koparırsa insanları istediği gibi çalıştırıp sömürmesi, onlar üzerinde hükmetmesi daha kolay oluyor. Kendi gerçeğinden kopmuş insan kendisine dayatılanı kabul etmekten öte yapabilecek hiçbir şey bulamıyor. Aslında en kötü öldürme bu biçimde bir kültürel öldürme oluyor. Tarih, dil, kültür bilincinden, değerinden koparma oluyor. Kürt toplumuna dayatılan saldırının özünde kültürel soykırım var. Bunun özü de tarihi kökünden koparma, tarih bilincinden yoksun bırakmadır. Bir toplumu, bir insanı tarihsiz, tarih bilincinden yoksun kılarsan bugününü doğru yaşayamaz, yarınını doğru öngöremez. Böylece onu istediğin gibi işe koşabilir, üzerinden istediğin gibi çalışabilirsin. Böyle olunca canlı bir insan, bir toplum olmaktan çıkarsın. İşte Kürtlere dayatılan saldırı budur. “Tarihi olmayanın geleceği de olmaz” denir. Bir toplumu gelecekten yoksun kılmak istiyorsan onu tarihten yoksun kılacaksın. İşte kültürel soykırım bunu yapıyor. Kürt toplumuna dayatılan bu oluyor. Böyle bir soykırımla karşı karşıya olan bir toplum ve onun fertleri için soykırıma karşı durabilmek, özgür birey ve toplum olarak var olabilmek, geleceği yaşayabilmek için bu tarihsizleştirme, köksüzleştirmeye karşı tarih bilinci edinerek, tarihi köklerle her zaman buluşarak mücadele etmek gerekir. Nasıl ki soykırım rejimi sonuca gitmek için bizi tarihsiz kılarak başarılı olmak istiyorsa, biz de soykırım rejimini yenilgiye uğratmak için çok derin bir tarih bilinci edinerek mücadele yürütmek zorundayız. Böyle bir soykırım rejimine karşı mücadelemizi ancak çok köklü ve derin bir tarih bilinci edinerek yürütebilir ve başarıya taşıyabiliriz. Sömürgeci soykırım rejimini ancak böyle yıkabiliriz.

Bu açıdan tarih bilinci ve bilimi genelde önemli olmakla birlikte bu, Kürtler açısından çok çok daha önemlidir. Çünkü kültürel soykırıma tabi tutuluyorlar. Üzerlerinde yüzyıldır asimilasyon uygulanıyor. Bu asimilasyonun ve soykırımın en büyük özelliği toplumu tarihsizleştirmek, tarih bilincinden, tarihi değerlerinden, köklerinden koparmak ve uzaklaştırmaktır. O yüzden bir kişi soykırıma karşı durmak istiyorsa tarihi kökleriyle daha fazla buluşacak, daha çok tarih bilinci edinecek, tarihi değerlere daha fazla sarılacaktır. Mevcut soykırım rejimine karşı mücadele etmenin, onu yenilgiye uğratmanın en temel yolu budur. Bu nedenle tarih bilinci Kürtler açısından herkes için olduğundan daha çok önemlidir. Bu bilinci önemseme, tarihi köklerle ve değerlerle buluşmaya çalışma her toplum ve bireyde olduğundan daha fazla gereklidir. Önder Apo’nun tarih bilincini bu kadar önemsemesi, temel karakter olarak tarih bilincini geliştirmesi buradan kaynaklanıyor. Önderliği Önderlik yapan, faşist soykırım rejimi karşısında durmasını, o rejimi doğru anlaması ve ona karşı doğru mücadele etmesini sağlayan yegane gerçeklik böyle bir tarih bilincini esas alması, buna sahip olması, tarih bilimini her şeyin başına koyması, bütün sorunların çözümünü tarih biliminde ve tarihin derslerinde araması, tarihi bu biçimde ele alıp incelemesi ve oradan ders çıkarmayı bilmesidir. Bu gerçekliği böyle bilmemiz ve anlamamız gerekiyor. Bunu hiçbir zaman unutmayalım. Önder Apo’yu bütün sorunlara çözüm getiren bir güce kavuşturan yegâne gerçeklik tarihten ders çıkarabilmesi, derin tarih bilincine sahip olabilmesidir. Dolayısıyla bu temelde Kürt halkına dayatılan soykırım gerçeğini bütün boyutlarıyla ve derinliğine öğrenmesi, bilince çıkarmasıdır. İşte o bilinçtir ki doğru düşünce geliştirmesine, karar vermesine, tarz, üslup, tempo haline getirmesine yol açıyor. Önderliği büyük düşünce ve eylem gücü yapıyor.

İşte biz de başarılı Apocu militan olmak istiyorsak bunun yolunun Önderlik çizgisinde derin bir tarih bilincine sahip olmak olduğunu bilmemiz gereklidir. Onun için tarih bilimini incelemeyi ve bilincini önemsemeliyiz. Genelde tarihi incelemek ders çıkarmak kadar, özel olarak da parti ve mücadele tarihimizin derslerini önemsemeli, onun bilincine ulaşmaya çalışmalıyız. Önderlik ve parti derslerimiz bu bakımdan önemlidir. Sadece bazı olayları öğrenip nostalji yapan, ondan heyecan duyan, onları birilerine anlatmak için ezberleyen değil, onları neden ve sonuç ilişkisi temelinde birbiriyle bağ içerisinde çözümleyerek derslerini çıkararak bugünün görevlerini doğru ve başarılı bir biçimde yürütebilmek, yarına güçlü hazırlanabilmek için yapmalıyız. Bilmeliyiz ki bizi yaşam ve mücadele karşısında başarılı, güçlü, iş yapar kılacak tek değer parti ve mücadele tarihimizin dersleridir. Onun için zengin dersler içeren parti ve mücadele tarihimizi yaratanlar bize en büyük mirası armağan ettiler. Bizim için en büyük değeri yarattılar, en büyük güç kaynağını ortaya çıkardılar. Dolayısıyla hem bu zengin hazineyi doğru kullanabilmeliyiz hem de bu hazinenin yaratıcılarına her zaman şükran duymalıyız. Onlara büyük saygı ve minnetle yaklaşmalıyız. Bu değerleri yaratanların da Önderlik ve şehitler gerçeğimiz, parti ve halk gerçeğimiz olduğu, her türlü fedakârlığı gösterip bedel ödeyerek yüksek bir cesaretle bu özgürlük mücadelesini kırk yıldır kahramanlık çizgisinde yürüten gerçeklerimiz olduğu açıktır. O halde bu değerleri doğru anlamak, doğru bağlanıp doğru sahiplenmek kesinlikle gereklidir.

Kutsamak ve Kutsanmak

Mansur kimdir? Enel Hak belirlemesi üzerine çok yorum yaptık, yapıyoruz ama Mansur gerçekten kim? Bir müşrik mi? Bir ermiş mi?

Endüstriyalizm Mutsuzluk Üretir

Şartlanmışçasına tüketimden kopamayan insanların üretimsizliği insanları mutsuzlaştırmakta ve mutsuzluk yaşamın bir olağanı haline gelmektedir...

Daha fazla bilinçlenmek, daha fazla mücadeleci olmak, daha fazla başarmak

Herhangi bir yerden bir şey beklemeden, öz irademiz ve halkımızın örgütlü iradesiyle mücadelemizi yükselterek Önderliğimize ve halkımıza dayatılan ideolojik, siyasi, askeri ve kültürel saldırıları...

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]