20/11/2017

Gasp ve Meşru Savunma Savaşları

Savaş örgüt işidir, savaş eğitim işidir, savaş hazırlık işidir, savaş zafer işidir...

 

 

 

 

 

Azad Çekdar

Amaçsız savaş olmaz. Savaşı amaçlarına, hedeflerine göre tanımlamak lazım. “Canım sıkıldı vuruyorum-vuruluyorum, ölüyorum-öldürüyorum” olmaz. Bu bir can sıkıntısı işi değildir. Ciddi bir iştir. İnsan soyunun yaptığı en ciddi ve en tehlikeli iştir. Dolayısıyla savaş, bir hedef için amaç için yapılır. Amaca veya hedefe göre savaşları ikiye ayırabiliriz:

1- Baskı ve Sömürü Savaşları: Gap, gasp, talan savaşları. Bu savaş, içte ve dıştaki güçlere karşı yürütülür.

2- Meşru Savunma Savaşları: Bir gücün herhangi bir saldırı karşısında kendi değerlerini korumak için saldırıya karşı savaşmasıdır.

Baskı ve Sömürü Savaşları: Düşman diye bilinen karşı tarafın imkânlarına, varlığına, değerlerine el koymak için, gasp ve talan için yürütülen savaştır. Ganimet veya talan savaşı, adına ne denirse densin iktidarcı-devletçi sistemin baskı ve sömürüsünü ifade eden savaştır. Egemen ve baskı güçleri bu savaşı iki şekilde uyguluyorlar. Bir; içte-devlet sınırları içerisinde egemenlik altına aldıkları topluma karşı uyguluyorlar. İki; kendi dışında olan halklara, devletlere karşı uyguluyorlar. Yani onların imkânlarına, değerlerine el koymak için savaşıyorlar. Savaş bu amaçla yapılıyor.

Meşru Savunma Savaşı: Baskı ve sömürü savaş gerçeği ortaya çıktıktan sonra, yani savaş güçleri bunu yapmaya başladığında, saldırıya maruz kalan güçlerde kendilerini savunuyorlar, savunmak durumunda kalıyorlar. Birisi saldırıp diğerinin değerini ele geçirmek istiyorsa, o da vermemek için veya saldırıyı kırmak için bir direnme savaşı içinde oluyor. O da karşı bir savaşa giriyor. Buna da Meşru Savunma Savaşı diyoruz. Meşru Savunma Savaşı aslında yoktur. Savaş değildir. Eğer iktidar ve devlet sistemleri olmazsa, başkalarının değerlerine el koymak için onları yok etmek üzere saldırılar yapılmazsa, bu şekilde bir saldırı güçleri veya ordular örgütlenmemiş olsa, bu tarz bir saldırı ortaya çıkmazsa kimse kendisini savunmak zorunda kalmaz. Saldırıya maruz kalmayan savunma yapmaz, yapmaya ihtiyaç duymaz.

O nedenle Meşru Savunma Savaşı dediğimiz savaş; esas savaşa yani Gasp Savaşına bağlıdır, Savaşın kendisine bağlıdır. Bir defa savaş güçleri ortaya çıktıktan ve başkalarını tehdit etmeye başladıktan sonra değerleri tehdit altına giren güçlerde onları korumak, saldırılar karşısında elde tutmak için kendilerini savunmak zorunda kalırlar. Kendisini nasıl savunacak? Bir güç kendisini eğitmiş, silahlandırmış, örgütlemiş, yüzbinleri içine alan ordu kurmuş, kılıçlar kalkanlar yapmış, uçaklar tüfekler yapmış ve saldırıyor-geliyor. “Ben direneceğim, bu saldırıyı kabul etmiyorum” demekle direnemiyorsun. En az sende ona karşı o kadar ordu kuracaksın, eğitim yapacaksın, donatacaksın, araç-gereç geliştireceksin ki saldırıları kırdığın ölçüde savunursun. Böylece savunma savaşları ortaya çıkmıştır. Savunmada bu anlamda bir savaştır. Buna da Meşru Savunma Savaşı deniliyor.

Başkasının gücünü ele geçirmek için savaşılırsa o meşru savunma olmaktan çıkar. Meşru Savunma Savaşı, başkasının imkânlarına değerlerine el koymak için yürütülen savaş değildir. Başkalarının el koymak üzere başlattıkları saldırıya karşı kendi değerlerini korumak üzere yürütülen savaşa deniliyor.

Sümer’den bu yana yaşanan savaşları veya amaçlarına göre yürütülen savaşları ikiye ayırabiliriz: Bir bölümü Gasp Savaşları içinde yer alır. Bir bölümü de Meşru Savunma Savaşları içinde yer alır.

Gasp Savaşları Sümer’den başlar. Gılgameş’in Kürdistan’ı ele geçirmek için yürüttüğü saldırıyla başlayan savaştır. İçte egemenlik kurmak için geliştirdiği baskıcı tutum, dışta halkların değerlerine el koymak için geliştirdiği saldırıdan başlayan günümüzde de ‘Emperyalist Sömürgeci Savaş’ dediğimiz savaşlara kadar gelen savaşların hepsi Gasp Savaşlarıdır.

Amerika Ortadoğu’ya saldırdı. Afganistan, Irak, Libya vb. savaşlar oldu. Mesela; şimdi Suriye’de savaş oluyor. Savaşın farklı boyutları var. Bazı güçler açıktan kendileri savaşmıyor. El altında farklı güçleri örgütlüyor, savaştırıyorlar. Rejim kendi egemenliğini korumak için savaşıyor. Dikkat edelim, bunların meşru savunma kapsamı zayıftır. Sömürü savaşları içerisinden sayılıyorlar. Bütün dünyayı paylaşım savaşları, emperyalist savaşları, bütün fetih, işgal, istila savaşları sömürücü savaşlarıdır. Dahası bütün devletler gaspçıdır, sömürücüdür. Toplum üzerinde egemenlik kuruyorlar. Egemenliğini askeri güçle tutuyorlar. Askeri güce dayanmayan bir tane devlet var mı? Toplum neyle egemenlik altında tutuluyor, sömürülüyor? Askeri güçle, polisin-ordunun gücüyle, silahlı güçle susturuluyorlar. Bunların hepsi aslında ulus-devletin günlük olarak toplum üzerinde uyguladığı savaştır ve buna Özel Savaş deniliyor. Bunlarda sömürücü, Gasp Savaşlarıdır.

Buna sosyalist literatürde eskiden ‘haksız savaşlar’ deniliyordu. Haksız savaş denmesi doğrudur. Yani sömürücü, talancı, işgalci savaş diyebiliriz. Meşru Savunma Savaşlarına da haklı savaşlar diyorlardı. Amaca göre haklı-haksız olarak da ayırıyorlardı. O, niyet belirleme kavramıdır. Neye göre haklı, neye göre haksız? Kendine göre tanımlanıyordu. Haklı-haksız yerine, Meşru Savunma Savaşı (Haklı) - Gasp Savaşı (Haksız) demek de daha doğrudur. Meşru Savunma Savaşları nelerdir? Savaş, egemenlik, baskı altına alma nereden başladı? Sümer’de bir sistem haline geldi. Sümer öncesi Hiyerarşik dönem; erkeğin kadın üzerinde egemenlik oluşturmaya başlamasıyla gündeme gelen bir süreçtir.

Bu anlamda, kadının erkek egemenlik karşısında bütün duruşu, Meşru Savunma Mücadelesi ya da Meşru Savunma Savaşı kapsamındadır. Savaş boyutuna her yerde çok fazla ulaşmadı, ama mücadele kapsamında çok fazla vardır. Kölelerin özgürleşmek için yürüttükleri isyanlar, direnişler haklı savaşlardır veya Meşru Savunma Savaşıdırlar. Özgür halkların, kabile, aşiretlerin köleleşmemek, devlet baskısına ve egemenliği altına girmemek için yürüttükleri direnişler ve savaşlar Meşru Savunma Savaşlarıdır. Bu anlamda tarihi iyi tanıyalım. Mesela; İlkçağ devletleriyle Roma’yla Kuzey Avrupa’nın etnisite toplulukları arasında geçen savaşta, o etnisite meşru savunma konumundaydı. Özgürlüğünü korumak istiyordu. Onları yok etmek, Avrupa’yı ele geçirmek isteyen Roma’ydı. Fakat Roma’ya uygar, onlara barbar dediler. Bu barbarlık-uygarlık tanımı ters bir tanımdır. Karışık, lümpen bir tanımdır. Yanlış oluşturulmuş. Daha doğrusu bunu egemen güçler yaptıkları için aslında iktidarcı-devletçi güçler barbar güçlerdir.

Karşıtlarını kötülemek için barbarlığı onlara yüklemişler, -şimdi terörist dendiği gibi- kendilerini de hiç hak etmedikleri kavramlarla tanımlamışlar. Böylece kendileri uygar, özgür topluluklar da barbar sayılmış. Bu yanlıştır, düzeltmek lazım. Barbarlığı vahşet olarak belirteceksek, vahşet olan devlettir, iktidar güçleridir. Uygar olan doğal, demokratik, özgür yaşamı korumak isteyen kabile, aşiret, boy topluluklarıdır. O bakımdan etnisitenin, ezilen kabile-aşiret güçlerinin; devletçi, baskı ve sömürüye, egemen altına almaya, sömürgeleştirmeye karşı geliştirdikleri direnişlerin hepsi haklı savaşlardır. Emperyalist paylaşıma karşı direnmek haklı savaşlardır. Eski-yeni her türlü sömürgeci saldırıya karşı direnme, özgür kalma ya da ulusal özgürlüğü elde etmek için yürütülen savaşlar Meşru Savunma Savaşlarıdır. Meşru Savunma Savaşları kapsamında da epeyce bir savaş biçimi vardır. Kürt halkının yürüttüğü savaş Meşru Savunma Savaşıdır. Baştan beri karakteri böyleydi. 20. yy’da da 1925’den 1950’e kadar dört parçada gösterilen direnişlerin hepsi Meşru Savunma Savaşı kapsamındadır. Sömürgeci işgale karşı direnmeyi ifade ediyorlar. PKK’nin yürüttüğü savaşın kendisi Meşru Savunma Savaşıdır.

Birincisi, böyle bir tanımlama yapmalıyız. İkincisi; el koyma veya bir şeyleri ele geçirme, değerler üzerinde kavga anlamında amaca bağlı, amacın belirleyiciliği temelindeki savaş vardır. Bir de askeri bakımdan savaşın amacı vardır. Askeri bakımdan her savaşın amacı düşmanını yok etmektir. Bu konu ister Gasp Savaşı olur ister Meşru Savunma Savaşı olur, fark etmez. Savaşın her yerde ortak olan doğal sonucudur. Çünkü her savaş zafer kazanmak üzerine kuruludur. Zafer kazanabilmek içinde düşmanı yok etmek esastır. Düşmanı yok etmeyi öngörmeyen dolayısıyla zafer kazanmaya bağlanmayan bir savaş yoktur.

Savaş örgüt işidir, savaş eğitim işidir, savaş hazırlık işidir, savaş zafer işidir.

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 2

Tufan hikayesi, son buzul döneminin etkisinde olan bir hikâyedir, iktidarın beğenmediklerinin üstüne tufan gibi gitme bilinci var ve ...

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 1

Urfa, Harran, Kudüs, Mekke, gibi yerler peygamberlik merkezleri olarak bilinir. Buralar farklı arayışların, yani etnisitenin ölmediği

9 Ocak Paris Katliamı ve TC-Fransa ittifakı

Paris katliamı kadınlarda, gençlikte bir bütün Kürt halkında öfke yarattı. Gösterilen mücadele tavrı, kırılma değil

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]